|
reklam
Burada birbirinden güzel şiirler derledik.. Bu şiir kategorisindeki sizler için seçtiğimiz en güzel şiirlerin listesi:
reklam
CANEM
Seninle hayatı tatmak istedim
Bu talih bendeyken olmadı CANEM
Sevgini,neşeni görmek istedim
Kaderim izin vermedi CANEM
********************************
Dedimi derdine ortak eyledim
Uğruna yollara şarkı söyledim.
Mutluluk uzaktı yakın eyledim,
Kaderim izin vermedi CANEM
********************************
Bir garip kuş olmak istedim,
Bu sensiz diyardan kaçmak istedim,
Dereydim çağlayıp coşmak istedim,
Kaderim izin vermedi CANEM
********************************
(OLMSIN BE CANEM MUTLU OL YETER)
Çabuk Gel
Vakit geçirmeden çabuk gel
Ezelden ben sana bağlandım
Fırtınalı bir gecede ve sensizim
Aşkım,ne olursun yanıma gel
Sen olmayınca yaşasam ne olur
Issız bir gecede ve yine sensizim
Zaman geçmiyor sensiz,ne olursun yanıma gel
Yalnızım,yalnız sensiz olmuyor
Arkana bakma bir an önce yanıma gel
Rabbim sana şükürler olsun
İkimizi bir araya getirdin
Mecnun gibi seviyorum seni,Leyla’m olur musun benim?
abdulkadir geylani
abdulkadir geylani
Muhammed neslinden, Şah-ı Veliden,
Gonca Hüseyin’den, gül Fadime’den,
Zarif ve inceden, nurdan bir beden,
Sultanlar sultanı pir Abdulkadir.
Abidler içinde bir Abdulkadir.
Hasan-el Basri’nin irfan yolundan,
Bağdatlı Cüneyd’in aşkın kolundan,
İrem bağlarının eşsiz balından,
Sultanlar sultanı pir Abdulkadir.
Aşıklar içinde şir Abdulkadir.
Kırklar, Yedilerin sultanı sensin,
Gavslar meclisinin imamı sensin,
İlim deryasının ummânı sensin,
Sultanlar sultanı pir Abdulkadir.
Arifler içinde mir Abdulkadir.
Erenler bezminde dergâh kurulur,
Tüm veliler divanında bulunur,
Hama erlerinden yolun sorulur,
Sultanlar sultanı pir Abdulkadir.
Lütfunla rüyama gir Abdulkadir.
Tasavvuf Yolcusundan,
HALİT ÖZDÜZEN
Allah Sevgisi
Allah Sevgisi
Şehvetinin esiri olmuş her bir nefis
dizginlerinden boşanmış bir at gibidir
Bu atı kırbaçlayıp şÃ¢hâ kaldıran
sinsi şeytanın ta kendisidir
Dizginleri ele alıp atı durduracak kişi
yalnızca atın seyisidir
Bunu da her zaman için yaptıracak olan
yÜrekten gelen ALLAH sevgisidir
(4 Mart 2006 / İstanbul)
Timur İlikan
allaha şükür
allaha şükür
Annem için Allahım Babam için Alahım Senin bana verdiği
Her şey için Alahım Şu güzel çiçek için,
Uçan kelebek için,
Yediğim ekmek için,
Sanaşükür ALLAHIM Bembeyaz karlar için,
Kırmızı narlar için,
Yeşil baharlar için,
Sana şükür,
Allahım
Allahu Ekber
Allahu Ekber
Gözlerim buğulu günah kesemde,
Rahmânsın Rahîmsin Allâhu Ekber!
Pişmanım ömrümü boş geçirsem de,
Tevvâbsın Allahım Allâhu Ekber!
Ruhum şahlanıyor cesedim yorgun,
Hâlıksın Bârisin Allâhu Ekber!
Beş vakit secdede Miracım her gün,
Hâmidsin Allahım Allâhu Ekber!
Adını anarım Azze ve Celle,
Meliksin Kuddûssün Allâhu Ekber!
Vuslatım düğündür gelir ecelle,
Kâbidsin Allahım Allâhu Ekber!
Hazırsın nazırsın her an her yerde,
Semîsin Basîrsin Allâhu Ekber!
Kapalı kalpgözüm günahtan perde,
Habîrsin Allahım Allâhu Ekber!
Aşkınla yak beni Şevval ayında,
Celîlsin Kerîmsin Allâhu Ekber!
Cesedim yıkansın hurma dalında,
Kâdirsin Allahım Allâhu Ekber!
Affedicisin Sen affı Seversin
Berrusun Hâdîsin Allâhu Ekber!
Hak yolunda ruhum Hakka canversin,
Şekûrsun Allahım Allâhu Ekber!
İstikbal pek vahim acı kulunu,
Râufsun Vehhâbsın Allâhu Ekber!
Nakşeyle banada Yunus yolunu,
Râfisin Allahım Allâhu Ekber!
Ürperir gözyaşım bekliyor sırat,
Kahhârsın Kâbitsin Allâhu Ekber!
Ya Allah Ya Fettâh senden mağfiret
Halîmsin Allahım Allâhu Ekber!
Beşikten mezara vuslata yoldur,
Evvelsin Âhirsin Allâhu Ekber!
Şahadetle Ya Rab! Ömer’i öldür,
Mücîbsin Allahım Allâhu Ekber!
21.11.2005 (19 Şevval 1426) Bursa
Allah’ın Güzel İsimleri Ya Da Esma-Ül Hüsna
Esma-ül hüsna demek güzel isimler demek
Mü’minlere yakışan anlayarak söylemek.
Doksan dokuz ismini saygıyla söyleyelim
Allah ne demek imiş adlarından bilelim:
1-’Hüvallahüllezî lâ ilâhe illâ hû’ dur
İsm-i A’zâm denilir, başka bir Allah yoktur.
2-Ey Allah’ım isminin birisi de ‘Er-Rahm’an’
Tüm yarattıklarına hayreder ayırmadan.
3-Sonsuzdur merhametin’Er-Rah’im ‘diğer ismin
Sen en merhametliden daha merhametlisin.
4-’El-Melîk’ adı ile kâinatın sahibi
Ezelî ve ebedî hükümdar ve mâliki.
5-Her türlü eksiklikten,hata,gafletten uzak
‘El-Kuddûs’ isminle sen çok kutsalsın, pür-ü pâk.
6-’Es-Selâm’ isminle de her türlü tehlikeden
Kullarını kurtaran,selâmete erdiren.
7-Gönüllere imânın ışığını verensin
Çünkü senin bir adın biliriz ki ‘El-Mü’min’.
8-’El-Müheymin’ diyedir,bir adı da odur
Varlığı bu ismiyle hem gözetir,hem korur.
9-’El-Azîz’ adıyla da bütün kuvvete sahip
Maglûp edilemezsin,sen her zaman hep gâlip.
10-O güzel adlarından birisi de ‘El-Cebbâr’
Eksikleri tamamlar,her şeyi yola koyar.
11-Ey Allah’ım adının biri ‘El-Mütekebbir’
Sana mahsus ululuk,sırf sana mahsus kibir.
12-’El-Hâlik’ adın ile yoktan var eden sensin
Hâlleri,olayları tayin,tesbit edensin.
13-’El-Bârî ‘ismin ile genel ahenge uygun
Yaratırsın herşeyi bu estetik bir duygun.
14-Ressamın hiçbirisi edemez böyle tasvir
Şekil veren tek sensin,bir adın ‘El-Musavvir’.
15-Mağfiretin pek çoktur çünkü adın ‘El-Gaffâr’
Günahları örter o,olsan da bin günahkâr.
16-Herşeyi içten-dıştan kuşatan tüm kudret var
Yücenin isimleri arasında:’El-Kahhâr’.
17-Küçükten en büyüğe nimet dağıtır o Râb
Çünkü bir güzel adı çağrılır ki ‘El-Vehhâb’.
18-Yaratılmışlarına kim ihsan ediyor bak?
Her türlü yiyeceği,rızkı verir ‘Er-Rezzak’.
19-Fakiri zengin yapar kimseler çekmesin ah
Müşkülleri kaldırır çünkü odur’El-Fettâh’.
20-Onun hazinesinde her zaman hazır ilim
Olmuş ve olacağı tek bilendir ‘El-Alîm’.
21-İstediği kulundan herşeyi kabzı sabit
Bir ismi gereği bu,ki o ismi ‘El-Kâbıd’.
22-İstediği kulunu ferahlatması basit
Yeni bir hayat verir çünkü odur ‘El-Bâsıt’.
23-Asîlik yapanları aşağılara atıp
‘El-Hâfıd’ adıyla da rezil eder ağlatıp.
24-Kimi şan ve şerefle yükselir,eder terfi
Onu yüceliklere erdirendir ‘Er-Râfi’.
25-İzzet ve ikrâmıyla vakarlı oluruz biz
‘El-Mûiz’ ismi ile olur haysiyetimiz.
26-Başkasından el açıp isteyen olur rezil
Zillete düşürür o,çünkü adı ‘El-Mûzil’.
27-Yürekteki sesleri,uzaktaki sesleri
İşitir tüm sesleri,onun adı ‘Es-Semî’.
28-Görünmeyen şeyleri görür ona yoktur sır
Onun güzel bir adı biliniyor ‘El-Basîr’.
29-Hükümleri o verir çünkü adı ‘El-Hakem’.
Verdikleri bozulmaz,verdiği hüküm mûhkem.
30-’El-Adl’ismi ile o adaleti çok sever
Adilleri kollar o,zâlimleriyse ezer.
31-Yaptığı işler ince, bir tüyden bile hafif
Güzel isimlerinden birisiyse ‘El-Lâtif’.
32-’El-Habîr’ ismiyle o herşeyden haberdardır
Zerre harekâtının iç yüzünde o vardır.
33-Hemen cezalandırmaz deme ne olur hâlim
Tevbe et ve af dile çünkü odur’ El-Halîm’.
34-Ne kadar büyüktür o,küçüklük dâim bizim
O en büyük,tek büyük,onun adı ‘El-Azîm’.
35-Mağfireti çok onun mü’min ol ya da gâvur
Kusuru yüze vurmaz,saklar çünkü ‘El-Gafûr’.
36-Kul görevini bilip ederse ona şükür
İyiliği karşılar iyilikle ‘Eş-Şekûr’.
37-’El-Alîy’ ismiyle o yücelerin yücesi
Herşey onun yanında cücelerin cücesi.
38-Göklerde ve yerde tek,eşsiz ve büyük odur
‘El-Kebîr’ adıyla o kâinatlar oldurur.
39-Kaza,belâdan korur,herbir zerreye nâfiz
Kötü cezasız kalmaz,bir adı da ‘El-Hafîz’.
40-’El-Mukît’ adıyla da azığını o verir
Tayin ettiği ömre göre rızık gönderir.
41-İyi hesap tutmayı etsin her kula nasip
Herkesin hesabını tutar,bilir ‘El-Hasîb’.
42-Onun büyüklüğüne şu kâinat bir delil
O herşeyden yücedir,çünkü odur ‘El-Celîl’.
43-Keremi bol Râbbime lütuflar eyle derim
Zira onun lütfu bol,zira odur ‘El-Kerîm’.
44-Hiçbir konuda olmaz ona eş,ona rakip
Herşeye o gözcüdür bir adı da ‘Er-Rakîb’.
45-’El-Mucîb’ adıyla o isteyenleri bilir
Çevirmez yalvaranı isteklerini verir.
46-’El-Vâsî’ adıyla tüm genişlikler ondadır
İlim,mağfiret,kudret,şefaat onunladır.
47-Buyruğu,yasağında hayır ve menfaat var
‘El-Hakîm’ adı ile her yere hikmet yağar.
48-İyi kulları sever,gaflettekini yerer
‘El-Vedûd’ adında da kul rızasına erer.
49-’El-Mecîd’ adıyla o gökte,yerde şandadır
Kuvvet,ihsan,afv,rahmet,bol inayet ondadır.
50-’El-Bâis’ adı ile ölüyü o diriltir
Ölüp de dirilenler ‘Arafat’ta birikir.
51-Allah hâzır ve nâzır,her olana o şahit
Her zaman ve her yerde en yakın o ‘Eş-Şehîd’.
52-Varlığı hiç değişmez ezelden ebede,bak
Yokluğu kabul etmez zâtı gereği ‘El-Hakk’.
53-İşleri düzelten o,sen eyle onu vekil
‘El-Vekîl’ adı yeter,gayri ol mütevekkil.
54-’El-Kavîy’ adıyla o,kudretin timsalidir
Bitmez,tükenmez gücün o,bir ifadesidir.
55-’El-Metîn’ adı ile kimseye değil muhtaç
O en dayanaklıdır,odur her derde ilaç.
56-’El-Velîy’ adı ile iyi dostu kulların
Sıkıntı,darlık vermez hem bugün hem de yarın.
57-Biricik övülen o,övgüler ona ait
Dilde tesbih olunur bir adı da ‘El-Hamîd’.
58-Sayılarını bilir sonsuz olsa mevcudat
‘El-Muhsî’ ismi ile herşeyi eder tadat.
59-Maddesiz ve örneksiz yarattı mahlûkatı
‘El-Mübdî’ adı ile yarattı kâinatı.
60-’El-Müîd’ adının da gereğidir yaratmak
Bu sefer diriltip de yeni baştan yaşatmak.
61-’El-Muhyî’ olan Allah cansıza da verir can
Sağlığı veren odur,odur can bağışlıyan.
62-O,’El-Mümît’ adıyla ölümü de yarattı.
Yaşayanın ömrünün sonuna acı kattı.
63-Herşeyi bilendir o,o her dâim diridir
‘El-Hayy’ güzel isimi adlarından biridir.
64-Gökleri,yeri ve herşeyi vaktine kadar
Tutmak için ‘El-Kayyûm’ adında çok sebep var.
65-İstediğini bulur o istediği anda
‘El-Vacîd’ ismi için herşeyler huzurunda.
66-Bolcadır semahati ve keremi bolcadır
Kadri ve şanı büyük ‘El-Mâcid’ adındandır.
67-Ortağı yoktur onun zâtında ve işinde
‘El-Vâhid ‘adının da bu gerçek var içinde.
68-Izdıraplar gideren,bitiren cümle hâcet
Tek mercî odur zira onun adı ‘Es-Samed ‘.
69-İstediğini yapmak tek onun gücündedir
Çünkü onun bir adı söylenir ‘El-Kaadir’.
70-O her kuvvetliden de daha da kuvvetlidir
Gücü yeter hepsine ki adı ‘El-Muktedir’.
71-’El-Mukaddim’ adının gereği ilerleten
Odur öne çıkaran,yükseklere erdiren.
72-’El-Muahhir’ ismiyle dilerse gerileten
Geri koyan da odur,geri atan gerçekten.
73-Kendinin varlığından bile yoktur bir evvel
O ilkin de ilkidir çünkü adı ‘El-Evvel’.
74-’El-Ahir’ ismiyle o yine en son olacak
Onun iradesiyle kâinat son bulacak.
75-Göz görse,görmese gerçek örtülmez aşikâr
‘Ez-Zâhir’ ismine bak,gör her şeyde Allah var.
76-Bu ismi de anlatır esrârını Allah’ın
Ona nüfûz imkânsız,giz doludur ‘El-Bâtın’.
77-Tedbir ve idaredir ki ‘El-Vâlî’ adıyla
Tek başına idaredir işi yarattığıyla.
78-Halkedilmişlerden o hem ârîdir hem âlî
Onun güzel bir adı ise ‘El-Müteâli’.
79-Yüce Allah’ım bize bol bol iyilikler ver
Bahşişin boldur senin çünkü adındır ‘El-Berr’.
80-Tevbeyi kabul eder,katar sevaba sevab
Güzel ismi gereği ki o isim ‘Et-Tevvâb’.
81-Emirlerine âsî,tevbesiz ölürse kim
İntikamı korkunçtur zira o ‘El-Müntekîm’.
82-Affı çoktur Râbbimin,cezası ağır,hafif
İsterse de cezasız bırakır o ‘El-Afüvv’.
83-’Er-Ra’ûf’ güzel ismin gereğidir pek refet
O bize muhtaç değil,ona muhtacız elbet.
84-’Mâlîk’ül-Mülk’ismiyle mülkün tek sahibidir
Kulların bazısına kullanma izni verir.
85-’Zü’l-Celâl-i Ve’l İkrâm’adıyla ikrâm eder
En iyisinden verir kuluna neler neler…
86-’El-Muksît’adıyla o yerinde işler yapar
Bütün işleri denktir,ne yapsa iyi yapar.
87-İstediği anda o istediğini toplar
Bu toplama kudreti ‘El-Câmi’ adında var.
88-Onun zenginliğine ulaşamaz bir kulu
‘El-Ganiyy’ ismindeyse bitmez hazine dolu.
89-Dilediğini maddî,manevî zengin kılar
Adı onu ‘El-Muğnî’zenginlik ondan çıkar.
90-İstemediklerinin vukuunu engeller
‘El-Mânî’ güzel adı bu eylemine yeter.
91-Hüzün ve elem veren şeylere eder dûçar
Yaratılanlar için gerekli ismi’Ed-Darr’.
92-Hayır ve yararları yaratır o ‘En-Nâfî’
Zararları eder o çıkarlarla telâfi.
93-Sönmez ışık dağıtır güzel ismiyle ‘En-Nûr’
O ışıkla nûrlanmak yaratılana onur.
94-Hidayete,murada erdirir o ‘El-Hâdi’
Zira isteyenlere vermek onun vaadi.
95-Birbirine benzemez bir hâlde yaratandır
Bu da yüce Râbbimin ‘El-Bedî’ adındandır.
96-Varlığının önü yok ve de yoktur hiç sonu
Sonsuzluğa erdirir ‘El-Bâki’ adı onu.
97-Dünyadaki serveti anlık kazanır vâris
Her çeşit servetlere dâim sahip ‘El-Vâris’.
98-Her işi hikmet,refah,selâmetlikle eşit
Güzel adı gereği ki zira o ‘Er-Reşîd’.
99-Yegâne sabırlı o ve de o verir sabır
Sabırda selâmet var,güzel adı ‘Es-Sabûr’.
Bir tesbihte tam doksan dokuz tane bulunur
İsm-i A’zâm hem tane hem de imame olur.
Bu güzel isimleri dil söyler,gönül söyler
Bunlar ile kâinat,dünya her gün kurulur.
Dîn Gününde son Büyük Mizana oturtulur
Sorulmamış sorular işte o gün sorulur.
Dil konuşamaz olur,dilsiz bir sanık olur
Ettiklerine vücud âzâsı tanık olur.
Allah’ın merhameti ve de affı çok boldur
Umar,niyaz ederiz tüm mü’minler kurtulur.
Ben de kulunum Râbbim günahım,hatam çoktur
Bunda da hatam varsa tümüne affın olur…
Alper Kürük
aşkın sırrı
aşkın sırrı
Ademe secde ettinse, uzak değil yakındasın
Mürşide biat ettinse, elestünün farkındasın
Nuh nebiyi düşündünse, tufan görmüş ummandasın
Ehl-i Beyte yüz sürdünse, sultan ile sultandasın
Nefis putunu kırdınsa, İbrahim’le divandasın
Benlik arından geçtinse, İsmail’le kurbandasın
Sabır yolunu seçtinse, Yusuf ile zindandasın
Eyüp sırrını bildinse, her dertliye dermandasın
Kendi Tur’una çıktınsa, Musa ile Sina’dasın
Ali’ye turab oldunsa, Fatime’yle Mina’dasın
Davut’a sapan oldunsa, Filistin’de devrandasın
Gerçeğe agâh oldunsa, İsa ile seyrandasın
Ahmediyeti çözdünse,aşk denilen fermandasın
Ebül Ervah’ı gördünse, Muhammed’le Kur’andasın
Tevhid nurunu bildinse, Lâ’da değil İlla’dasın
Sırrın o aşka halidse, Allah ile Allah’tasın
Tasavvuf Yolcusundan,
Aşığım Sana Tanrım
Aşığım Sana Tanrım
Tanrım
Kelebeği yarattığın için
Ve Ağustos böceğini , arıyı
Anladım bir çiçeğe her canlının
Farklı baktığını
Anladım sevgilinin dudaklarının
Neden gonca bir gül rengi taşıdığını .
Tanrım
Nefreti yarattığın için
Nefret ettim nefretten
İçimdeki çocuğu incitenlerden
Anladım sevginin nefretten
Öylesine güçlü olduğunu
Sevgimin rüzgarıyla nefreti attım içimden.
Tanrım
Çirkini yarattığın için
Bildim güzelliğin değerini
Gördüm çirkinde dahi varolan güzelliği
Anladım gözümle değil
Yüreğimle bakmam gerektiğini,
Her yüreğin başka bir güzeli sevdiğini.
Tanrım
Sevdim bir yürek taşıdığım için
Anladım aşkın tüm evreni kuşattığını
Onun gözlerinde sonsuzluğu
Teninde baharı,gözlerinde gün ışığını
Duyduğum zaman yüreğimde sesinin yankısını.
Tanrım
Yüreğime aşkı koyduğun için
Binlerce teşekkürler sana
Ve Tanrım
Aşkı yarattığın için aşığım sana!..
Bilmece
Bilmece
Bilmeceyim avam kul a seçimde.
Aşılmadık taşılmadık sur bende.
Yazılmışsam Levh-i Mahfuz içinde.
Ebediyyen ona mutlu, sır bende.
Gelin beni mahkemede yelleyin.
İfademi vicdan ile elleyin
Yavaş yavaş bilmeceyi belleyin
Muhanneti seven dava, yok bende.
Sahibinde beş hasletim çatılı.
Ateşlerim bir zalimde fitili.
Cürmü ile ağlatırım katili.
Hidayete bağlayıcı, nur bende.
Döktürürüm tövbekara içini.
Toplatırım zalimlere göçünü.
Okşatırım öksüz yetim saçını.
Merhamete bin bir kapı var bende.
Etrafıma farz nöbetçi kalkandır.
Vacib sünnet hırsızımı yakandır
Müstehabım mübahlarım hakandır.
Kulu Hakka kul eyleyen,bul bende.
Ne nesneyim ne maddeyim ne zaman
Ne akyazı ne gökyüzü ne duman.
Ne meleğim ne peygamber ne insan.
Üçünün de cevheriyim, bil bende.
Rüya değil hayal değil, el değil.
Gönül değil sevda değil, dil değil.
Umut değil nefes değil, yel değil.
Saydıklarım hepsi birden, kul bende.
Zülmetim yok zilletim yok zarım yok.
Mihnetim yok töhmetim yok, darım yok.
Yanarım yok dönerim yok, narım yok.
Güneşlerde, ateşlerde, kül bende.
Zarfım da yok mektubumda pulumda
Resmim de yok bedenimde kolumda.
Cürmüm de yok hiyanette kul umda.
Dileyene beraatten, yol bende.
Benim ile bütün darlık ferahtır.
Ferahımın şartı tevhit salahtır.
Sanatıyım, sanatkarım Allahtır.
Kalbe koydu kullarında,bul bende.
Adem inde nefsi ile itiştim.
Tevbesinde kalbi ile bitiştim.
İsmail e kurban olup yetiştim.
Merve safa sırlarını, gör bende.
Hacer ede şeytanı ben duyurdum.
Kalbi ile iblise vur buyurdum.
Eyyub u da sabır ile doyurdum.
Musibette şükredilen, dil bende.
Bir aşk için zifaf sırrı deldiler.
İkisi de kurbanıyla geldiler.
İsmim ile hakkı anda bildiler.
Kabil düştü Habil kaldı, hak bende.
Nur Muhammed Rahman ile buluştu.
Çevresine Cebrailler doluştu.
Münteha da yeni yollar oluştu.
Hak huzura izin bulan, yol bende.
Musa beni hızır dosta danıştı.
Hüdhüdlerim Süleymanda konuştu.
İbrahim de nar gülşene dönüştü.
Dost evine gönderilen gül bende.
Kuvvet idim Kelamullah Musa da.
Yılan yuttum elindeki asada.
Hayat verdim ölenlere İsa da.
Dirilmeye abı hayat var bende.
Acılarda hızır ilyas elim var.
Ateşleri söndürecek yelim var.
Gönüllere huzur veren dilim var.
Kıyamete buyur diyen Nuh bende.
Şehvet ile bela düştü yadına.
Ateş ile kalkan oldum tadına.
Yoldaşını muhbir eden kadına.
Eyvah hakkı gösterilen Lut bende.
Yetim köle iken kenan ilinde.
Sevgiliye döndüm canan elinde.
Yusuf benim Zeliha nın dilinde.
Zülm-ü zindan akibeti sır bende.
Beytullah a yaklaşırken O sefil.
Muttalip e olmuş idim ben kefil.
Benim ile gönderildi, Ebabil.
Rab dilerse gökten inan taş bende.
Bedir benim ben bedir im Hamza da.
Şehit benim ben şahidim Ravza da.
Osman dili Ömer eli kabzada.
Ebu Bekri Sıddık eden hal bende.
Kalbindeyim, Ali ilmin kapısı
Şehr-i Nebi sırrındadır yapısı.
Besmelenin B sindedir hepisi
İlme giden Hak nimeti nur bende.
Zülfikarım Ali Haydar belinde.
Doğru odun sırrım! Yunus elinde.
Şirin derler esen Ferhat yelinde.
Dağdan aşka su taşıyan yol bende.
Ferhat iken meleklerle çalıştım.
Niyazına bin gürz ile doluştum.
Ayrılıkta Şirin ile buluştum.
Vuslatıma akıl ermez hal bende!
Seccadesi Cüneyd-i nin ırmakta.
Enel Hakkı Hallacı mın sormakta.
Beyzavi nin Kur anını dermekte.
Muhiddin in halleriyim gör bende.
Rabia da kardeşiyim Basri nin
Abdestine altın sunan testinin.
Balık ile sohbet eden neslinin
Ethem ine deve soran sır bende.
Sizde Allah, altın diye inleyen.
Öküz ünün kuyruğundan dinleyen.
Eşkiyada gizli sırrı anlayan.
Geylani nin dilleriyim bil bende.
Semerkant ın zirvesiyim pesiyim.
Bilir misin Abdullah ın nesiyim.
Mezarından Allah Allah sesiyim.
Kulak vermiş Zengi leri bul bende.
Birgün gelir yıkılacak bu dağlar.
Elin iplik ayak iğne ne bağlar.
Kalem şimdi söker diker iş ağlar.
Mansur gibi nice Mansur yar bende.
Mansur İlhan Yakar
ÇAĞRI…
ÇAĞRI…
Azâbıma,affıma mıdır bu çağrı ya RAB…
Bir işler işliyorum takdirini ben bilmem…
Affına ümidimiz olmasa hâlim harap…
Gel emrin olmasaydı belki korkumdan gelmem…
Öyle bir çağrı ki bu hiçbir sevgilide yok…
Çağıran çağırıyor üflediği nefesi,
Her çağrı cazip olmaz…bunaysa gidişten çok
Kulunu mutlu eden: ‘affettim..’ diyen sesi…
Alper Kürük
Düş Sebepsiz Olsaydı
Düş Sebepsiz Olsaydı
Şu tezekli tarlanın, altı taştan yapılmış,
Çevirirdi toprağa, taş sebepsiz olsaydı.
Fikir yüzmüş nehirde, akıl sele kapılmış,
Zikri hakim kılardı, baş sebepsiz olsaydı.
Göze kudret bağışlar, varlık onu görürdü,
Kimbilir haşyetinden, buz dağları erirdi,
Eksilmeyen mülkünden, rızkı hazır verirdi,
Sofra ihsan ederdi, iş sebepsiz olsaydı.
Coşamazdı ırmaklar, haz olurdu çağlamak,
Çözülürdü düğümler, gerekmezdi bağlamak,
Hele insan hasleti, hıçkırarak ağlamak,
Gönül daim gülerdi, yaş sebepsiz olsaydı.
Gül gülşende değil de, her bahçede açardı,
Güneş doğup batmayıp, nur-u daim saçardı,
Zamanın hasretinden, kaplumbağa uçardı,
Ayrı kanat vermezdi, kuş sebepsiz olsaydı!
Terazi hile çekmez, hüküm hakka ağardı,
Zalime mühlet olmaz, zülmü zaman boğardı,
Mevcudatın üstüne, her an rahmet yağardı,
Üşümezdi Kainat, kış sebepsiz olsaydı!
Herşey ihsan edilir, insan hazır alırdı,
Levh-i Mahfuz okunur, kafdağını bilirdi,
Doğmadan doğurmadan, kadın huri gelirdi,
Bebek sırdan olurdu, eş sebepsiz olsaydı!
Ne hasret ne gam çeker, ne saçını yolardı,
Umudun tadı olmaz, ne hayale dalardı,
Ayan görüp alemi, kabı bilgi dolardı,
Fani beka bulurdu, boş sebepsiz olsaydı!
Dile izin olmazdı, dönemezdi riyada,
Kimse mana aramaz, bulamazdı güyada,
Acep nasıl hikmettir, gözsüz görmek rüyada,
Aşikar gösterirdi, düş sebepsiz olsaydı!
Mansur İlhan Yakar
Hollanda Eindhoven Yıl 2006
gönül
gönül
Aşkı arzulayıp erişmek lazım,
Ağla gönül ağla hu diye diye…
Hakk’ı destekleyip savaşmak lazım,
Ağla gönül ağla hu diye diye…
Şu sendeki kibri atıver hele,
Gaflete, zillete çatıver hele,
Dünyayı ukbaya katıver hele,
Ağla gönül ağla hu diye diye..
Görüneni görmek hüner değildir,
Kahkahayla gülmek huzur değildir,
Zikretmeyen kalp özgür değildir,
Ağla gönül ağla hu diye diye…
Nefsini ateşte yak ta uslansın,
Seherlere kadar amansız yansın,
Ruhun bu kazanda güzel arınsın,
Ağla gönül ağla hu diye diye…
Hayat seni hiçe itmeden evvel,
Güz gelip te sana çatmadan evvel,
Can teninden uçup gitmeden evvel,
Ağla gönül ağla hu diye diye…
Hz Hud (A.S.) Ad kavmi ve irem şehri (azap) Kıssası
(Nesir yazısı)
Hz Hud (A.S.) Ad kavmi ve irem şehri (azap) Kıssası
(Nesir yazısı)
Nuh tufanından sonra insanlar çoğaldılar
Dünya önceki halini aldı
Yeryüzünün çeşitli yerlerine dağıldı kabileler
Gittikleri yerlere
Yeni binalar
Yeni bağ ve bahçeler kurdular
Ad isimli bir kabilede
Yemen’in güneyine yerleşti
Etrafı güzel, toprağı bereketli bir vadi, suları bol,
yağışı bol bir yöre idi
Ad kavmi çalıştı, çabaladı
Etrafı yemyeşil bir hale getirdiler
Sanki yeryüzünün en güzel kentiydi
Binalar büyük sütunlar halinde yükselmişti
Son derece güzel evler, muhteşem villalar yükselmişti bu
şehirde
Ad kavmi bu güzel şehre irem adını verdi
Bu irem şehrinde yaşayan insanlar
Uzun boylu, güçlü, kuvvetli kimselerdi
Büyük surlar, sağlam kaleler yaptılar,
Silah ve cephane yapmak için atölye kurdular
Güç ve kuvvet onları gururlandırıyordu
Bu insanları kibir almış yürümüştü
Zenginlik de başlarını döndürmüştü
Diğer insanları küçük görüyorlardı
Memleketlerinin kenarından geçenleri istemiyorlardı
Yanlış işaret koyup insanları şaşırtıyorlar
Sonra yollarını şaşıranlara, kahkahayla gülüyorlardı
Hatta onları dövüp, eziyet ediyorlardı
Bu insanlara eziyet etmekten, zevk alıyorlardı
Akla gelmedik haksızlık ve vahşilik yapıyorlardı
Bu Ad kavmi kimseye, acımıyordu
Hatta Ad kavmi
Taşları, kayaları yontup put yapıyorlardı
Bu putlara tapınıp, Allah’a inanmıyorlar isyan
ediyorlardı
Nuh kavminin bu yüzden yok olduğunu da düşünmüyorlardı
Allahü Teala bunun üzerine
Hud (A.S.) peygamber olarak yolladı bu insanlara
Hz. Hud (A.S.) ad kavmine
Allah’ın emirlerini bildiriyor
Putlara tapmayın Allah’a inanın
Kibiri bırakın, kötülüklerden vazgeçin
Ey milletim ben sizin peygamberinizim diyordu
Ve başlıyordu sözüne Allah’ın peygamberi
Allah inanan kullarına cennetini vadediyor diyordu
Ad kavmi Hz Hud (A.S.) kızıyorlardı
Bizi bu yüzden mi topladın başına diyorlardı
Biz babalarımızın taptığı putlardan vazgeçmeyiz
diyorlardı
Hz Hud(A.S.) günlerce Allah’ın emirlerini anlattı bu
kavime
Allah’ı inkar edenlerden olmayın
Putlara tapmayın Allah’ın azabı gelir size dedi
Bizim şehrimiz büyük kalelerle dolu
Bereketli bir şehir hiç bir şey olmaz
Biz kuvvetli bir milletiz dediler
Kibirlendiler, gururlandılar
Hz. Hud (A.S.) yapmayın ad kavmi dedi
Hz. Hud (A.S.) dinlemediler
Hz. Hud (A.S.) Allah’a dua etti
Yarabbi ad kavmine azabını gönder dedi
Ağladı Allah Hz. Hud (A.S.) duasını kabul etti
Ad kavminin kurduğu irem şehrinde kuraklık oldu
Günlerce yağmur yağmadı
Ekinler kurudu,evcil hayvanlar öldü
Kuyudaki tüm sular kurudu
İrem de yaşayan Ad kavmi şaşırmıştı
Sadece içme suları vardı
Kuruyan ekinlere, bağ ve bahçelerine ümitsizce
bakıyorlardı
Hz. Hud (A.S.) son kez uyarıyordu
Allah’a inanın, ona ibadet edin diyordu
Onlar inanmayız diyorlardı
Yine putlara tapıyorlardı
Bu kavim iyice azmıştı Hz. Hud (A.S.) yanlarından
kovuyorlardı
Allah Ad kavmine ve irem şehrine azabını göndermek
istedi
Bir gün gökte siyah bir bulut belirdi
Ad kavmi kendilerine gelen bu buluta sevindiler
Sevinç içinde ayağa fırladılar
Yağmur bulutu geldi dediler
Putlara taptık, duamız kabul oldu dediler
İrem halkı çılgınca seviniyordu bu buluta
Birden görülmemiş rüzgar ortalığı kavuruyordu
Bütün ağaçları kökünden söküyor,bütün surlar, sütunlar
devriliyordu
Bu rüzgar insanları da mahvediyordu
İrem şehrinde taş üstünde taş kalmamıştı
Ad kavmi ve irem şehri yok olmuştu
Bu korkunç fırtına
7 gece, sekiz gündüz sürdü
İnsan ve hayvanların hepsi ölmüştü
Sağ kalan bir Allah’ın peygamber’i Hz. Hud (A.S.) vardı
Allaha inanmayan bir kavim tarih olmuştu
Kuran-ı Kerim de kıssa yerini bulmuştu
İnanmayan bu kavim döndü içi boş hurma kütüğüne
İnanmadı Allah’ın Hz. Hud (A.S.) peygamber’ine
Serdar bu kısayı yazdı size
İnanmayanlar sizde okuyun gelin dize
İslam en büyük bir din
İçinde kalmasın kin
Hz. Muhammed’in sevgisi (s.a.v.)
BİZE DOĞRUYU ÖĞRETEN
BİZE İNSANLIĞI ÖĞRETEN
BİZE DÜRÜSTLÜĞÜ ÖĞRETEN
ALLAH RESULÜ YA MUHAMMED (S.A.V.)
İNSANLARA KURAN-I KERİMİ ÖĞRETEN
İNSANLARA HAKKI DİNİ ÖĞRETEN
İNSANLARA SEVGİYİ ÖĞRETEN
ALLAH RESULÜ YA MUHAMMSD (S.A.V.)
Hz. Musa (A.S.) (İlahi levhalar) Kıssası (Nesir yazısı)
Hz. Musa (A.S.) (İlahi levhalar) Kıssası (Nesir yazısı)
Yeryüzünde iyilik bilmeyen bir millet vardır.
Kuran-ı Kerimde İsmi zikredilen bu millet yahudilerdir.
Yüce Allah Hz. Musa (A.S.) gayretiyle
Yahudileri firavunun korkuç işkence ve zulmünden
kurtarmıştı
Yahudiler oniki kabile halinde sina çölüne doğru
ilerlediler
Mukaddes tur dağı civarında konakladılar
Susuz, otsuz, ağaçsız bu çölde
Allah israiloğullarına türlü nimetler ihsan etti
Nerden geldiklerini bilmedikleri
Kudret helvaları, bıldırcın etleri buluyorlardı
Sonra Hz. Musa (A.S.) asa ile bir kayaya vurdu
Oradan oniki pınar fışkırmıştı
İsrailoğulları rahat, huzur içinde yaşıyorlardı
Bir gün Allah Hz. Musa (A.S.) emretti
Yanına ilahi levhaları alarak tur dağına çıkmasını
emretti
Allah Hz. Musa (A.S.) şöyle buyurdu
Dağa yanlız çıkacak kırkgün kalacaktı
Ayrıca bu levhaların üzerine
İsrailoğulları için gerekli olan emir ve yasaklar
nakşedilecekti
Hz. Musa (A.S.) milletinden kırk gün ayrı kalacaktı
Yolculuk için gerekli hazırlıklarını tamamladı Hz. Musa
(A.S.)
Sonra kardeşi Hz. Harun (A.S.) şu öğütleri verdi Hz.
Musa (A.S.)
Ben dönünceye kadar milletime sahip çık
Doğru yolu bırakıp, sapıtıp azmasınlar dedi ve yola
çıktı Hz. Musa (A.S.)
Hz. Musa (A.S.) ilahi levhalarla tur dağına çıktı
Orada sesini duyduğu Allahü Tealayı görmek istedi
Yüce Allaha yalvardı
Yarabbi bana kendini göster dedi Hz. Musa (A.S.)
Cenab-ı hak cevap verdi
Ya Musa sen beni göremezsin dedi
Buna takatin yetmez
Üstünde bulunduğun dağa bir bak dedi
Allahü Teala dağa tecelli edeceğim, nasıl paramparça
olacak dedi
Hz. Musa (A.S.) dağa baktı
Ansızın taşlar, topraklar müthiş bir sarsıntıyla dağılıp
paramparça oldular
Hz. Musa (A.S.) dehşet içinde haykırarak yere düştü
Gördüğü manzara karşısında dayanamamış bayılmıştı Hz.
Musa (A.S.)
Uzun süre öyle kaldı
Sonra yeniden duydu Allahın sözünü
Kalktı ayağa yanında getirdiği levhalar yazılmış
yanıbaşında duruyordu
Bu ilahi levhalarda Yüce Rabbimizin emir ve öğütleri
vardı
İsrailoğullarının nasıl namaz kılacakları
Birbirlerine nasıl davranacakları
Hastalarını nasıl tedavi edecekleri
Nasıl savaşacakları
Ayrıca bilmeleri gereken bütün bilgiler bildiriliyordu
bu ilahi levhalarda
Hz. Musa (A.S.) ilahi levhaları yanına alarak tur
dağından indi
Ve kavminin yanına gelince şaşırdı kaldı
İsrailoğulları yüce Allahı bırakmış altın bir buzağıya
tapıyorlardı
İsrailoğullarının altın bir buzağıya tapmaları Hz. Musa
(A.S.) çılgına çevirdi
Kardeşi Hz. Harun (A.S.) yakasına yapıştı
Sonra Hz. Harun (A.S.) sakalından tutarak
Ya Harun neler görüyorum
Milletimizi bu buzağıya tapmalarını niye men etmedin
Hz. Harun (A.S.) ağlayarak başladı anlatmaya
Ya Musa (A.S.) sevgili kardeşim dinle dedi Hz. Harun
(A.S.)
Ben bu buzağıya tapmayın deseydim
Bir kısmı bana inancak
Bir kısmı inkar edecekti beni
O zaman iki ayrı grup olacaktı
Bu iki grup birbirini boğazlayacaktı
Döndüğünde milleti böyle görünce
Daha çok kızarsın diye korktum dedi Hz. Harun (A.S.)
Ya Harun bu buzağıyı nerden getirdiler dedi Hz. Musa
(A.S.)
Samiri adında bir adam var onun marifeti dedi Hz. Harun
(A.S.)
Hz. Musa (A.S.) samiriyi yanına çağırdı
Sordu ya samiri bu buzağıyı nasıl yaptın
Samiri sırıtarak cevap verdi
Halkta çok sayıda altın vardı
Onları topladım ve erittim, buzağı şekli verdim
Sonra bir gün cebrail (A.S.) insan suretinde geziyor
gördüm
Koşup onun yürüdüğü topraktan bir avuç aldım
Yaptığım altın buzağının üzerine o toprağı serptim
Bunun üzerine altın buzağı canlı gibi böğürmeye başladı
Halk bunu duyunca haşa Allahımız budur diye tapınmaya
başladı
Ya samiriAllah san şiddetle azap edecektir
Senin yüzünden bu insanlar korkunç bir günaha düştü dedi
Hz. Musa
Hz. Musa kavmini başına topladı
İlahi levhada yazılı olanları kavmine okudu
Allahın emirlerini gereğince
Onların işlerini düzenlemeye koyuldu
Daha sonra oradan kalkıp filistine doğru yola çıktılar
Hz. Musa (A.S.) kavmine savaşmayı öğretmek için
bölüklere ayırdı
Filistinliler puta tapan isyankar bir kavimdi
Yüce Allah Hz. Musa (A.S.) ve kavmine filistinlilerle
savaşmasını emretti
Bu düşüncesini israiloğullarına bildirince şaşırıp
bağırdılar
Ne demek istiyorsun ya Hz. Musa (A.S.) dediler
Bizi mükemmel olan mısırdan çıkardın, çöllere düşürdün
Şimdi filistinlilerle savaşmamızı istiyorsun
Hayır filistinlilerle savaşmayı kabul etmiyoruz dedi
israiloğulları
Bu konuşma devam ederken
Yüce Allah gazaba gelmişti
Ansızın bir dev kaya yerden kopup havaya yükseldi
Nankör yahudilerin başları üzerine gelip durdu
İsrailoğulları dehşetle irkildiler, bağırdılar
O kaya düşecek olsa, hepsi yok olacaktı
Ya Hz. Musa (A.S.) diye yalvardılar bizi kurtar dediler
Rabbine dua et Hz. Musa (A.S.)
Söz veriyoruz filistinlilerle savaşacağız dediler
İsrailoğulları
Bundan sonra emrinden ayrılmayacağız diye söz verdiler
Hz. Musa (A.S.)
Hz. Musa (A.S.) dua etti o büyük kaya başları üzerinde
durdu, düşmedi
İsrailoğulları tehlike geçince sözlerinden geri döndüler
Filistinlilerle savaşmayacağız dediler
Birkaç gün sonra içlerinden biri ölü olarak bulundu
Hz. Musa (A.S.) ulu peygamber sordu kavmine
Bu adamı kim öldürdü ortaya çıksın dedi
Fakat hiç kimse yeniden kıpırdamadı
İsrailoğulları biliyorlardı ki
Allahın emri ğereği adamı suçsuz yere öldüren, idam
edilecekti
İslama göre göze, göz çıkarılacak ve diş kırmaya ise diş
kırılacaktı
Hz. Musa (A.S.) Allaha yalvardı
Yarabbi kimse suçu üzerine almıyor
Katilin kim olduğunu bildir bana dedi
Cenab-ı Hak şöyle vahyetti Hz. Musa (A.S.)
Bir sığır kesip, derisiyle ölüye vurun dedi Allhaü Teala
O zaman o ceset kendisini kimin öldürdüğünü size
söyleyecek dedi
Hz. Musa (A.S.) durumu kavmine iletince
İşi zora koşmaya başladılar
Ya Musa o sığır nasıl bir sığırmış Allah onu bize
bildirsin dediler
Allahın emrini iletti Hz. Musa (A.S.)
Bu sığır ne çok yaşlı, ne de pek körpe değil
İkisi ortası bir sığırmış ve rengi sarı renkteymiş dedi
İsrailoğulları Ya Musa bütün inekler birbirine benzer
dediler
Nihayet Hz. Musa (A.S.) ve kavmi bu buldular sonunda
Hz. Musa (A.S.) o ineği kesip, derisini öldürülen
insanın cesedine vurunca
Ölü dirilip kendisini kimin öldürdüğünü açıkca bildirdi
Bunun üzerine Hz. Musa (A.S.) katili yakaladı
Ve katili islama göre idam ettirdi.
Aradan epeyce zaman geçti
Yahudiler lüzumsuz yere sızlanıyorlardı
Mısırda geldik rahatımız kaçtı
Çöllerde aç, susuz kaldık diyorlardı
Hz. Musa (A.S.) israiloğullarının bu sözleri üzerine
şakınlıkla bakıyordu
Yeniden kavmini topladı başına Hz. Musa (A.S.)
Allah filistililerle savaşmamızı istiyor
Artık bu emre uyun diyordu İsrailoğullarına
Korkuyla titrediler bu emre razı olmadılar
Dediler filistinliler çok güçlü biz ölmek istemiyoruz
dediler israiloğulları
Hz. Musa (A.S.) kavmini yeniden ikaz etti
Hz. Musa (A.S.) ey israiloğulları dedi Allahın
nimetlerini hatırlayın
Oğullarınızı boğazlıyan, sizleri köle gibi çalıştıran
Firavunun şehrinden kurtuldunuz
Allah denizi yarıp size yol açtı
Sonra Allahı inkar edip buzağıya tapıyordunuz, Allah
yine sizi affetti
Allah size bıldırcın eti ve kudret helvası ikramında
bulundu
Bir kayadan su ihtiyacınız için oniki adet oluk, oluk
pınarlar çıkardı
Çölün hararretinden korusun diye buluttan size
şemsiyeler yaptı
Artık Allaha itaat edin
Korkmadan filistinlilerle savaşın dedi Hz. Musa (A.S.)
İsrailoğulları Hz. Musa (A.S.) bu ikazını dinlemedi
Hayır savaşmayacağız dediler
Hz. Musa (A.S.) kederleniyor gözlerinden yaşlar akıyordu
Artık kesinlikle anlamıştı Hz. Musa (A.S.)
İsrailoğulları kadir, kıymet bilmez zalim bir
topluluktur
Hz. Musa (A.S.) diz çöküp Allaha yalvardı
Yarabbi kardeşim Hz. Harun (A.S.) başkasına söz
geçiremiyorum
Artık bizimle bu yoldan çıkmış milletimin arasını ayır
Duamı kabul et Yarabbi dedi Hz. Musa (A.S.)
Allah buyurdu o topraklar kırk yıl haram kılındı onlara
Çöllerde binbir kahır içinde yaşayacaklar
Allah sen o asi millet için üzülme dedi Hz. Musa (A.S.)
Hz. Musa (A.S.) ve Hz. Harun (A.S.) oradan ayrıldılar
Sonra şiddetlibir rüzgar esmeye başladı
Çölün kumunu, toprağını birbirine karıştırdı, müthiş bir
rüzgardı bu
İsrailoğullarının barındıkları çadırlar uçuyor, uzakalra
savruluyordu
Şimşekler çakmaya, yıldırımlar düşmeye
Korkunç bir yağmur, yağmaya başladı
Sonra ortalık zifiri karanlığa büründü
Göz gözü görmüyordu
Nankör israiloğulları panik içinde sağa, sola
koşuyorlardı
Ayrıca bağırıp, çağırıyorlardı
Bu afetler günlerce devam etti
Yahudiler çil yavrusu gibi dağıldılar çöle
Yüce Allahın verdiği nimetlere nankörlük eden bu millete
Hak ettiği cezayı vermişti, hepsi öldüler
İsrailoğulları Allahın azabını buldu
İmansız kavime bu son oldu
Hz. Musa (A.S.) ve Hızır (A.S.) Kıssası (Nesir yazısı)
Hz. Musa (A.S.) ve Hızır (A.S.) Kıssası (Nesir yazısı)
İsrailoğulları Allah’ın emirlerine asi olduklarından
Sina çöllerinde aç ve sefil dolaşmaya başladılar
Hz.Musa (A.S.) kendine inanan bir gençle yoluna devam
etti
Bu genç iyi yürekli, temiz bir insandı
Hz.Musa (A.S.) adım adım takip ediyordu
Hz.Musa (A.S.) yemek yapıyor, su bulmasına yardım ediyor
Ayrıca başka işlerine de yardım ediyordu
Yüce Allah Hz.Musa (A.S.) ‘ın çok alim, bir bilgili
insanla buluşmasını istedi
Bunu Hz.Musa (A.S.) vahyetti
Büyük peygamber o kişiyle iki denizin birleştiği yerde
buluşacaktı
Günlerce yürüdüler iyi yürekli adam ve Hz.Musa (A.S.)
Bir gün genç hizmetçi adam balık avladı
O sırada tarif edilen yere gelmişlerdi
Büyük bir kayanın üzerine oturup görüşecekleri adamı
beklediler
Hiç kimse yoktu ortalıkta, yeniden yola koyuldular
Genç hizmetçi adam avladığı balığı kayanın üzerinde
unutmuştu
Balık çırpınarak suya karışmıştı, kaybolup gitti
Epeyce uzaklaşmışlardı
Karınları acıkınca, genç adam balığı hatırladı
Hz.Musa (A.S.) dönerek özür diledi
Dedi efendim kayalığa vardığımızda, balığı orda
bırakmıştın
Şeytan bana onu, unutturdu
Herhalde suya düşüp, kaybolmuştur
Hz.Musa (A.S.) düşündü
Şüphe yok ki Allah o iyi adamla buluşmamız için bunu
yaptı dedi
Tekrar balığın unutulduğu yere dönmemizi istiyor, sonra
geri döndüler
Gerçekten o alim adamı orada, kayanın üzerinde oturur
buldular
Hz.Musa (A.S.) adama dönerek
Allah’ın sana öğrettiği bilgileri bana öğret dedi
Hz.Musa (A.S.) ben seninle beraber gezeyim dedi
Bu kişi Hz.Hızır (A.S.) ‘dan başkası değildi
Hz.Musa (A.S.) tebessüm ederek cevap verdi
Hz.Hızır (A.S.) benim yaptığım işlere tahammül edersen
iyi olur dedi
Hz.Musa (A.S.) , Hz.Hızır (A.S.) ‘ın yapacağın işlere
karışmam dedi söz verdi
Hz.Hızır (A.S.) , Hz.Musa (A.S.) o zaman peşimden gel
dedi
Sonra yaptığım işler yüzünden, bana bir şey sorma dedi
Hz.Hızır (A.S.)
Artık gidelim dedi, Hz.Hızır (A.S.)
Uzun bir yolculuktan sonra, deniz kenarında bir gemiye
bindiler
Gemi denizin ortasına geldiğinde
Hz.Hızır (A.S.) çiviyle gemiye bir delik açmaya başladı
Hz.Musa (A.S.) korkuyla seslendi
Ne yapıyorsun gemi su alırsa, hepimiz boğuluruz
Hz.Hızır (A.S.) kızmada, her işe sabredecektin dedi
Hz.Musa (A.S.) , Hz.Hızır (A.S.) ‘dan özür diledi
Gemi limana gelince, gemiden indiler
Yollarına devam ettiler
Yolda ufak oynayan bir çocuk gördüler
Hz.Hızır (A.S.) koşarak çocuğu tuttu ve bir lahzada
çocuğu öldürdü
Hz.Musa (A.S.) yine dayanamadı, bu suçsuz çocuğu
öldürdün dedi
Hz.Hızır (A.S.) kızmada, sana dayanamazsın demiştim dedi
Hz.Musa (A.S.) , yine Hz.Hızır (A.S.) ‘dan özür diledi
Yeniden yürümeye devam ettiler
Yolları bir köye uğradı
Yiyecekleri tükenmiş, karınları acıkmıştı
Yanında paraları da yoktu
Hz.Musa (A.S.) ve beraberindekiler, köylülerden yiyecek
istediler
Köylüler yiyecek vermedi, kapıları yüzlerine kapattılar
Hz.Musa (A.S.) ve Hz.Hızır (A.S.) çaresiz bir duvarın
kenarına oturdular
Duvar nerde ise yıkılacak, durumda idi
Hz.Hızır (A.S.) çamur kardı ve duvarı güzelce tamir etti
Hz.Musa (A.S.) yine dayanamadı sordu
Hz.Hızır (A.S.) ne yapıyorsun dedi
Bize bir lokma yiyecek vermeyen, köylülerin duvarını
tamir ediyorsun
Hz.Hızır (A.S.) doğruldu, Ya Musa (A.S.) dedi
Senle ayrılma zamanımız geldi
Üç kez yapmaman gereken işi yaptın
Yaptığım işlere sabır edemedin Ya Musa (A.S.) dedi
Hz.Hızır (A.S.) dinle Ya Musa (A.S.) dedi
Bu yaptığım her işe gelince
Her işte bir hikmet var dedi
Sanki Hz.Hızır (A.S.) öğretmen, Hz.Musa (A.S.) da
öğrenci idi
Oturdular Hz.Hızır (A.S.) başladı anlatmaya
Bindiğimiz gemiyi çiviyle deldim
Çünkü gemi fakir üç, dört adamındı
Yollarında, uğrayacağı yerlerde zalim bir korsan vardı
Onları yakalamasın ve gemi geç gitsin diye gemiyi deldim
dedi
Allahü Teala bana öyle emretti dedi
Hz.Musa (A.S.) , Hz.Hızır (A.S.) seni anlıyorum dedi
O zaman peki çocuğu niye öldürdün dedi Hz.Hızır (A.S.)
Hz.Hızır (A.S.) başladı anlatmaya
O çocuğun annesi ve babası
Allaha itaat eden dindar insanlardı
Fakat çocuk büyüyünce kafir olacak
Anne, babasına işkence edecek
Allahü Teala bana bildirdi ve öyle emretti dedi
Çocuğu da o yüzden öldürdüm dedi
Bari ahirette anne, babasına faydası olsun dedi Hz.Hızır
(A.S.)
Hz.Musa (A.S.) söyleyecek söz bulamamıştı yine
O zaman dedi Hz.Hızır (A.S.) köyde yıkık duvarı niye
ördün o zaman dedi
Köyde iki yetim çocuk vardı
Duvarın altında ise babalarından kalma, hazine mevcuttu
Rabbim duvarın altındaki hazinenin
Yetim çocukların eline ergenlik çağında geçmesini istedi
O duvarı o yüzden ördüm
Hazine başkasının eline geçmedi dedi Hz.Hızır (A.S.)
Allahü Teala bana bildirdi ve öyle emretti dedi Hz.Hızır
(A.S.)
Bütün bu işleri o yüzden böyle yaptım dedi Hz.Hızır
(A.S.)
Hz.Musa (A.S.) ellerini havaya kaldırıp Allaha şükretti
Bilmediği bir çok şeyi
Bu ulu insan Hz.Hızır (A.S.) sayesinde anlamıştı
Hz.Musa (A.S.) bu sayede neler kazandığını düşündü
Hz.Musa (A.S.) anlatılmak istenen
İnsan öfkesine hakim olmalı, sabretmesini bilmeli
Ayrıca iyilik yaparken karşılık beklememeli
Herşeyi bildiğini zanneden insanlardan, daha bilgili
insanlar mutlaka vardır
Hz.Hızır (A.S.) ‘dan Hz.Musa (A.S.) bunları öğrenmişti
Allah’ın izniyle
Hz.Musa (A.S.) bunları düşünürken
Başını kaldırıp baktı, yanında kimse yoktu
O iyi adam Hz.Hızır (A.S.) kaybolup gitmişti
Onun nereye gittiğini bilmiyordu Hz.Musa (A.S.)
Onun nereye gittiğini bilen sadece Allahü Teala idi
O bilir her şeyin doğrusunu
O tek ilahtır kullarını sever
Bu Hz.Hızır (A.S.) dünyayı gezer
Yaşarmış şimdi bile görenler varmış
Hz.Hızır (A.S.) iyilik denince o varmış
Gerisini sormayın, doğrusu Allah katında |