|
reklam
Burada birbirinden güzel şiirler derledik.. Bu şiir kategorisindeki sizler için seçtiğimiz en güzel şiirlerin listesi:
reklam
FİLİSTİN AĞLA FİLİSTİN
taş atıyor koskoca tankın üzerine,
bakmıyor koşuyor ölümüde katıyor göz önüne,
daha yeni girmİş on iki on üçüne,
yardım et ALLAH ım mağdur mazlum filistine,
inim inim inliyor gazze ve sayda,
tüm alem dünya seyrediyor bunu ne fayda,
yazıyorum çiziyorum alın bunu kayda,
bitmez bu işkence tüm islam demezse hayda,
gaddar koymadı taş taş üstüne,
bomba yağdırıyor,köy kasaba yerine,
analar babalar ağlaşır dövüne dövüne,
zılgıtlar eşliğinde taşınır şehitler el üstünde.
filistinde kan oluk oluk akarken,
duyarsız müslümanım bakarken,
kılı kıpırdamaz koltuğunda rahatken,
bulurlar seni birgün seni sende ağlarken,
israil yakıyor yıkıyor ölüyör bebekler,
zalimlerde sızlamıyor yürekler,
toplanır her defa islam müslüman ülkeler,
bol bol temenni kınama ve iyi dilekler,
bunları seyredince utanırım kendimden,
daga ölmeden hesaba çekilmeden,
şeytanın yılanın başı ezilmeden,
tekrar osmanlı bayrağı dikilmeden,
şiirim dua olsun filistin halkına,
zalim israil dur yeter ALLAH aşkına,
bak şair beşir demir yazdığına,
gark olurum her daim göz yaşına.
ANLAT BE ALİ
Anlat be dostum Ali!
İnsanları daha tanımadığım belli
Anlat bana şu insanları dostum, anlat
Ne yapsam, vazgeçemiyorum, sevmekten
Kurtulamadım, aşk ile çarpan şu yürekten
Anlat be Ali anlat!
Suç mu sevmek gerçekten
Ne kara günler gördüm ben, ne acılar
Bir başıma yaşadım, aylar, yıllar
İyi günde çoktur dostlar
İnsanı çok severler
Ah be Ali!
Düşmeye gör, bırakır gider şerefsizler
Ama göğsümüzü germek kalır bize yine, gururla
Övünürüz, şahlanırız, yıkılmadığımız acılarla
Anlat be dostum Ali
Bugünlere geldim ne zorluklarla
Kalbimdeki her acı
Alnımdaki her çizgi
Bir madalyadır, hayattaki savaşlarla
Anlat be dostum Ali
İnsan sevince en büyük yanlışı mı yapıyor sence
Ah be dostum Ali ah!
Oysa sevmek en güzel, en hoş duygu bence
Canım dostum, Ali�m
Nefretten vazgeçelim, gel yine sevelim
Anlat demiyorum bak aşkı, sevgiyi
Onlar anlatılmaz, yürekte yaşanır
Sevdiğin yanın da olmasa da
Ömür boyu aranır
İnsanın bir dert ortağı, sırdaşı
Kalbinde biri olmalı
Yoksa bu hayata nasıl katlanır
Anlat be dostum Ali anlat
Sevmeyi ben biliyorum
Sen bana insanları anlat
İkiyüzlüleri, yalancıları anlat
Benim yüreğim sevgi dolu
Sen bana vicdansızları anlat
Madem, çok insanlar gördüm, diyorsun
Madem ki biliyorsun
Anlat be dostum
Anlat be Ali anlat...
ARKADAŞIM YUSUF
Benim bir arkadaşım vardı
Yusuf... Yusuf’um
Arkadaştan öteydik, sanki kardeş
Zaten diyorlar ki kırklarımız karışmış
İşte böyle
Biz Yusuf’la kardeş gibi büyüdük
Gün geldi bir parça ekmeği
Soğanla, zeytinle katık edip bölüştük
Gün geldi, aynı kıza vurulduk, küstük dövüştük
Ama hiçbir zaman ayrı kalamadık
Yusuf bensiz, ben Yusufsuz yapamadık
Fakirdik, ilkokulu zor bitirmiştik
Pantolonlarımızda yamalarımız
Yarım simitti tüm katığımız
Düşerdik okul yollarına
Can dostum Yusuf’umla
Benim derslerle aram olmadı hiç
Ne matematikten, ne fenden
Çakmazdım hiçbirinden
Kafam basmazdı işte... Gittik ite kaka
Oysa Yusuf başka, bambaşkaydı
Çalışkandı, kafalıydı hakikatten
İmkânı, fırsatı, hele hele parası olsaydı
Hiçbir şey alıkoyamazdı onu yükselmekten
Garibanlık fırsat vermedi, belimizi bükmekten
Paramız olmasa da umudumuz tükenmedi hiçbir zaman
Hayallerimiz vardı, gelecekten yana
Bir iş kuracaktık, ortak olacaktık
Her şeyin yarısı ona, yarısı bana.
Bir gün parkta otururken beni buldu
Yürümüyor, sanki uçuyordu
“ Hayrola Yusuf! ” dedim.
“ Sana n’oldu? ”
Atıldı, sarıldı boynuma
“ O da seviyormuş beni...”
Böyle takmıştı kafasına Aylin’i...
Bizim Yusuf iyice abayı yakmıştı
Sık sık buluşur olmuşlardı
Son günlerde Yusuf beni bile boşlamıştı
Kıskanmıyorum desem yalandı
Nereden çıkmıştı bu Aylin denen kız
Bizim Yusuf aşkıyla dillere olmuştu sakız
Ah be Yusuf’um!
Bir gün Yusuf iki altın yüzük aldı
Söz yaptılar sözde aralarında
Yüzükleri taktılar parmaklarına
Beni şahit tuttular aşklarına
Herkes senin gibi yürekten mi sever be Yusuf’um
Yusuf şimdi iyice kafayı takmıştı
Ben aidim diyordu Aylin’e
Aylin diyordu da başka bir şey demiyordu
Eyvahlar olsun! Yusuf elden gidiyordu
Bir akşam ava gittik
Tek kırmalarımız hazır tetik
Dört şişe şarap, beş bıldırcın
Sabahı ettik
Başka mevzu mu yoktu
Yusuf içtikçe hep Aylin’den konuşuyordu
“ Yeter dostum, şişirdin! ” desemde
Adamın umurunda olmuyordu
Olmasa da aramızda
Yusuf sayesinde
Sanırsın ki Aylin, avda yanımızda
Aradan iki gün geçti
İki gündür görememiştim Yusuf’u
Yine o Aylin denen kız yüzünden sandım
Özledim de hayırsızı
Daha fazla katlanamadım... Çaldım
Aralandı kapısı. Karşımda yaşlı anası
Öptüm elini, sordum bizimkini
İçeride yatıyormuş, hasta olmuş
“ Herhalde avda üşüttü. Beli ağrıyor, gel oğul
Buyur” Dedi yaşlı kadın, gözlerinde keder
İçeri daldım
“ Yusuf n’aber! N’oldu ulan sana hadi kalksana!
Diye takıldım
Ama... Ama
Yusuf gerçekten hastaydı anladım
Gözlerinin feri gitmişti
Ne olmuştu bu çocuğa böyle birden bire
Günler geçtikçe
Yusuf gitmedi bir türlü iyiye
Gitmedi be
Ağrıları sıklaştı, arttı. Dayanılmaz oldu
Kimi üşütmekten, dedi. Kimi böbrekten
Sarardı, soldu zayıfladı Yusuf’um
Bir gece sabaha karşı attık hastaneye
Böyle başlandı sözde tedaviye
Günler geçiyordu
Türlü türlü tedaviler sürüyordu
Ama Yusuf... Yusuf’um bir mum gibi eriyordu
Saçları da dökülünce tamamen
Anlamıştım... Anlamıştım acı gerçeği
Yusuf! Yusuf kanserdi
Artık bir deri, bir kemikti
Her fırsatta hastanedeydim
Sık sık dolaşıyordum, teselli veriyordum
Üzülüyordu Yusuf... Kahrediyordu
“ Görüyor musun be kardeş, ne hale geldim.” Diyordu
“ Üzülme sen Yusuf.” Diyordum.
“ Üzme kendini hele bir iyileş bak! Eskisinden gür
çıkacak saçların...”
Oysa Yusuf canı gibi bakardı saçlarına
Geçer ayna karşısına, taranırdı dakikalarca
“ Ulan artist misin! ” derdim
Dağıtıverirdim saçlarını
Bir kızardı ki sormayın... Birden
“ Ah be kardeş! ” dedi “Keşke keşke olsa o saçlar yine
dağıtıp yine kızdırsan beni...”
Bir şey söyleyemedim. Boğazımda bir düğüm
Öylece bir gülümsedim, gözlerim yaş dolu dolu
Öylece bir gülümsedim, dişlerimi sıkarak
Gözlerim yaş dolu dolu
Öylece bir gülümsedim, başımı hafif hafif sallayarak
Hıçkıra hıçkıra ağlamamak için kendimi zor tutarak
Ah be Yusuf’um
Yetmez gibi bu derdin
Hasta bedenin, yorgun kalbin
Nasıl acısını taşır, nasıl yükünü taşır ihanetin
Sorma bana, sorma sakın! Sorma onu
Ama ne çare
Yusuf’um hep o vefasızı soruyordu
Aylin neden... Neden hiç gelmiyordu?
Sonunda Yusuf’u taburcu ettiler
Yani kısacası
Git te evinde öl, dediler
Zaten ellerindeki üç beş kuruşu da tüketmişlerdi
Yusuf ta bitmişti
Bir battaniye içinde taşıdık yatağına
Yaşlı anası, üşümesin diye
Çıplak başına bir şapka giydirdi
İki kaşık çorbayı zor yedirdi
Yusuf artık bir tevekküle gömülmüş gibiydi
Gözleriyle çok şeyler anlatıyor
Ama kelimeler ağzından çıkacak
Takadı bulamıyordu
Öyle bitkin, öylesine halsizdi Yusuf’um
Birden eli havaya kalktı
Elimi yakaladı
Ta gözlerimin içine baktı
Allahım o ne acı bir ifadeydi öyle
Yine... Yine onu sordu Yusuf’um
Aylin neredeydi, neden hiç arayıp sormuyordu?
Neden bir kerecik bile gelmiyordu?
Başımı eğdim
Yusuf elimi bırakmıyordu
Bu kez gözyaşlarımı gizleyemedim
Kendimi tutamadım, hıçkırıklarımı engelleyemedim
Yusuf her şeyi anladı
“ Çoktan birini buldu da o vefasız şimdi başkasının
kollarında”
Dememe gerek kalmadı
Sustu Yusuf, sustu
Bir daha konuşmadı
Bir ara uykuya daldı
Sonra birden sıçradı, uyandı
Gözlerime baktı kaldı
Hiçbir şey anlatamadı... Ağlayamadı
Sabaha karşı
Sabaha karşı beşi çeyrek geçe ruhunu teslim etti
Acılarını, ihaneti her şeyi bitirdi kardeşim
Sarıldık yaşlı anasıyla
Ağladık, ağladık, ağladık
Yusuf’umun açık gözlerini kapadık
Çenesini bağladık
Öğleye doğru kaldırdık cenazeyi
Birkaç konu komşu, birkaç arkadaş
Yusuf’u verdik toprağa
Hava sıcaktı
Dönüşte her yer çok ıssız, çok karanlıktı
İçimde tarifsiz bir acı, bir sıkıntı
Evime doğru yürüyordum
Birden köşeden o çıktı
Aylin’di
Yeni sevgilisiyle eleleydi
Bir elinde dondurması
Neşeli bir kahkaha attı
Güneş vurdu, parmağında bir şey ışıldadı
Bu! Bu Yusuf’umun aldığı söz yüzüğüydü
Hala Aylin’in parmağındaydı
Gayrı ben ne anlatayım
Gayrı ben ne söyleyeyim
Sen! Sen kalk be Yusuf’um
Kalk gör son nefeste
Adını sayıkladığın Aylin’i
Kalk be Yusuf’um kalk gör
Geride bıraktığın kardeşinin halini
Kalk be Yusuf’um kalk gör
Bu kahpe dünyanın halini
Benden bile mi çok sevdi bu
Kara topraklar seni
Kalk be Yusuf’um kalk
Koşuyordum şimdi, hızla çılgınca
Koşuyordum kimseler görmesin diye
Duvarları yumrukladığım için kanayan ellerimi
Koşuyordum kimseler görmesin diye
Yaşlar... Yaşlar ile dolup taşan gözlerimi
Kalk! Kalk be Yusuf’um
Sen! Sen gör halimi
Kalk! Kalk be Yusuf’um sen gör, paramparça olan
Dağlanan... Cayır cayır yanan yüreğimi...
DENİZ KIZI
Belki siz de gördünüz, belki de anladınız !
Bu suskun sâhillerin uyumlu mavisinde,
Salınıp durur işte suların sezgisinde,
İçtenliğe duyarlı bir genç kızın hâyâli.
Ağlamaklı, sevecen, mahzun, bâzen öfkeli,
Bizden çağrışımlarla boyar ebrularını;
Bakışları tutunur yosun ipliklerine,
Esritir soluğuyla denizanalarını.
Dert dinlerken aldırmaz deryâ şenliklerine;
Dikkatini vererek ruh inceliklerine,
Anlam yüklemek ister insan yüreklerine.
Sınırsız dünyasında biçâre, yapayalnız,
Gamzesinden batarken gözyaşı renklerine,
Belki siz de gördünüz, belki de anladınız ! |