|
reklam
Burada birbirinden güzel şiirler derledik.. Bu şiir kategorisindeki sizler için seçtiğimiz en güzel şiirlerin listesi:
reklam
İstanbul
Evin içinde bir oda, odada İstanbul
Odanın içinde bir ayna, aynada İstanbul
Adam sigarasını yaktı, bir İstanbul dumanı
Kadın çantasını açtı, çantada İstanbul
Çocuk bir olta atmıştı denize, gördüm
Çekmeğe başladı, oltada İstanbul
Bu ne biçim su, bu nasıl şehir
Şişede İstanbul, masada İstanbul
Yürüsek yürüyor, dursak duruyor, şaşırdık
Bir yanda o, bir yanda ben, ortada İstanbul
İnsan bir kere sevmeye görsün, anladım
Nereye gidersen git, orada İstanbul.
İstanbul
Orda,
adamı düşündüren
denizler
vardır
-
ışıltılı ve berrak-,
şurda
gemiler durmuş,
kimbilir,
zincirleri ne ağırdır.
Sarayburnu,
Kızkulesi,
Haydarpaşa...
Bak işte
Köprü,
Böyle
ayak altında bütün gün.
İşte
yollar gıcır gıcır,
İşte
Sultanahmet Meydanı şu gördüğün
Nihayet,
ilerde deniz,
Mis gibi
balık kokar.
Daha
sonra Adalar
Ve hep
çam ağaçları.
Oranın
mehtabı tatlı olurmuş,
Öyle
derler,
Rüyadaymış gibi yaşar insan.
Galiba
böyle görülür İstanbul
Bir
kartpostal önünde durup
İştahla
bakarsan.
İstanbul
Seni
görüyorum yine İstanbul
Gözlerimle kucaklar gibi uzaktan
Minare
minare, ev ev,
Yol,
meydan.
Geliyor
Boğaziçi’nden doğru
Bir
iskeleden kalkan vapurun sesi,
Mavi
sular üstünde yine
Bembeyaz
Kızkulesi.
Bir
yanda, serin sabahlarla beraber,
Doğduğum
kıyılar: Beşiktaşım.
Baktıkça
hep, semt semt, yer yer,
Beş
yaşım, onbeş yaşım, ah yirmi yaşım!
Durmuş
bir tepende okuduğum mektep,
Askerlik
ettiğim kışladır ötesi.
Bir gün
bir kızını benim eden
Evlendirme dairesi.
Benim de
sayılmaz mı oralar?
Elimi
tutar gibi iki yanımdan,
Babamın
yattığı Küçüksu,
Anamın
toprağı Eyüpsultan.
Önümde,
açık kollarıyla boğaz,
Çengelköy’den aktarma Rumelihisarı.
İstanbul, İstanbul’um benim,
Kadıköy’ü, Üsküdar’ı...
Gün
olur, Köprü ortasında durur
Anarım,
Adalar’da çamların uykusunu.
Gün
olur, Beyoğlu’nu özler içim,
Koklamak
isterim Tünel’in kokusunu.
Bulut
geçer üstünden,
Gemi
gelir yanaşır
Bir eski
türküdür, kulağıma fısıldar,
“İçi
dolu çamaşır.”
Göğünde
tanıdım ayın ondördünü.
Kırlarında bilirim baharı,
Herşey
içimde, herşey,
İstanbul
yadigarı.
Bir daha
görüyorum seni dünya gözüyle,
Göğün
hep üstümde, havan ciğerlerimdedir.
Ey doğup
yaşadığım yerde her taşını
Öpüp
başıma koymak istediğim şehir!
İstanbul
Nice
büyük komutan tutuştu senin için.
Almak
üzere Mevla`ya yalvardı için için.
Nasip
oldu sonunda, O, muhteşem Fatih`e
O buyuk
zafer ile damga vurdu tarihe.
Yedi
tepe üstune kurulan koca şehir.
Sana
kavusmak için olmuştuk koca nehir.
Allah,
Allah diyerek, atıldik yedi koldan
Gemileri
yüzdürdük, dağ tepe susuz yoldan
Kaptı
şanlı sancağı çıktı Hasan surlara.
Siper
etti göğsünü o zalim okçulara.
Bir
Hasan binler oldu, atıldılar ileri
Şehit
olmak dileği, Fatih`in şanlı eri.
Koskoca
İstanbul`u hediye ettin bize
O
muhteşem günde atı sürdün denize.
Her biri
bir Fatih`ti kahraman askerlerin.
Büyüdükçe büyüdü, isimsiz neferlerin.
Çağ
atlattin dünyaya İstanbul`u almakla
Bir er
gibi savaştın, kalbindeki bayrakla.
Bu yüce
savaş için feyz aldın Peygamber`den
Kalkta
bak koca Fatih, yattığın o yerinden.
Boğaz`a
gerdan taktı, torunlarin sonunda.
Adını
senden aldı, inci gibi boynunda.
Göklere
yükseliyor Sinan`ın eserleri.
Bir rüya
gibi hala İstanbul`un her yeri.
İstanbul
Nice
büyük komutan tutuştu senin için.
Almak
için mevlaya yalvardı için için.
Nasip
oldu sonunda, O muhteşem Fatih`e
O büyük
zafer ile damga vurdu tarihe.
Yedi
tepe üstüne kurulan koca şehir.
Sana
kavuşmak için olmuştuk koca nehir.
Allah,
Allah diyerek, atıldık yedi koldan
Gemileri
yüzdürdük, dağ tepe susuz yoldan
Kaptı
şanlı sancağı çıktı Hasan surlara.
Siper
etti güğsünü, o zalim okçulara.
Bir
Hasan binler oldu, atıldılar ileri
Şehit
olmak dileği, Fatih`in şanlı eri.
Koskoca
İstanbul`u hediye ettin bize
O
muhteşem günde atı sürdün denize.
Her biri
bir Fatih`ti kahraman askerlerin.
Büyüdükçe büyüdü, isimsiz neferlerin.
Çağ
atlattın dünyaya İstanbul`u almakla
Bir er
gibi savaştın, kalbindeki bayrakla.
Bu yüce
savaş için, feyz aldın Peygamberden
Kalkta
bak koca Fatih, yattığın o yerinden.
Boğaza
gerdan taktı, torunların sonunda.
Adını
senden aldı, inci gibi boynunda.
Göklere
yükseliyor, Sinan`in eserleri.
Bir rüya
gibi hala, İstanbul`un her yeri.
İstanbul
Salkım
salkım tan yelleri estiğinde
Mavi
patiskaları yırtan gemilerinle
Uzaktan
seni düşünürüm İstanbul
Binbir
direkli Halicinde akşam
Adalarında bahar
Süleymaniyende güneş
Hey sen
güzelsin kavgamızın şehri
Ve
uzaklardan seni düşündüğüm bugünlerde
Bakışlarımda akşam karanlığın
Kulaklarımda sesin İstanbul
Ve
uzaklardan
Ve
uzaklardan seni düşündüğüm bugünlerde
Sen
şimdi haramilerin elindesin İstanbul
Plajlarında karaborsacılar
Yağlı
gövdelerini kuma sermiştir.
Kürtajlı
genç kızlar cilve yapar karşılarında
Balıkpazarında depoya kaçırılan fasulyanın
Meyvesini birlikte devşirirler
Sen
şimdi haramilerin elindesin İstanbul
Et
tereyağı şeker
Padişahın üç oğludur kenar mahallelerinde
Yumurta
masalıyla büyütülür çocukların
Hürriyet
yok
Ekmek
yok
Hak yok
Kolların
ardından bağlandı
Kesildi
yolbaşların
Haramilerin gayrısına yaşamak yok
Almış
dizginleri eline
Bir avuç
vurguncu müteahhit toprak ağası
Onların
kemik yalayan dostları
Onların
sazı cazı villası doktoru dişçisi
Ve sen
esnaf sen söyle sen memur sen entellektüel
Ve sen
Ve sen
haktan bahseden Ortaköyün Cibalinin işçisi
Seni
öldürürler
Seni
sürerler
Buhranlar senin sırtından geçiştirilir
İpek
şiltelerin istakozların
ve ahmak
selameti için
Hakkında
idam hükümleri verilir
Haktan
bahseden namuslu insanları
Yağmurlu
bir mart akşamı topladılar
Karanlık
mahzenlerinde şehrin
Cellatlara gün doğdu
Kardeşlerin acısıyla yanan bir çift gözün vardır
Bir
kalem yazın vardır
Dudaklarını yakan bir çift sözün vardır
Söylenmez
Haramiler kesmiş sokak başlarını
Polisin
kırbacı celladın ipi spikerin çenesi baskı makinesi
Haramilerin elinde
Ve
mahzenlerinde insanlar bekler
Gönüllerinde kavga gönüllerinde zafer
Bebeklerin hasreti içlerinde gömülü
Can
yoldaşlar saklıdır mahzenlerinde
Boşuna
çekilmedi bunca acılar İstanbul
Bulutların ardında damla damla sesler
Gülen
çehreleri ve cesaretleriyle
Arkadaşlar çıktı karşıma
Dindi
şakalarımın ağrısı
Bir
kadın yoldaş tanırdım
Bir
kardeş karısı
Hasta
ciğerlerini taşıdığı çelimsiz kemikli omuzları
Ve
hüzünlü çehresiyle bebelerini seyrederdi
Cellatlara emir verildiği gün haramilerin sarayında
Gebeliğin dokuzuncu ayında
Aç
kurtların varoşlara saldırdığı
Tipili
bir gece yarısı
Sırtında
çok uzak bir köyden indirdi
Otuzbeş
kiloluk sırrımızı
Zafer
kanlı zafer kıpkırmızı
Boşuna
çekilmedi bunca acılar İstanbul
Bekle
bizi
Büyük ve
sakin Süleymaniyenle bekle
Parklarınla köprülerinle kulelerinle meydanlarınla
Mavi
denizlerine yaslanmış
Beyaz
tahta masalı kahvelerinle bekle
Ve bir
kuruşa Yenihayat satan
Tophanenin karanlık sokaklarında
Koyunkoyuna yatan
Kirli
çocuklarınla bekle bizi
Bekle
zafer şarkılarıyla caddelerinden geçişimizi
Bekle
dinamiti tarihin
Bekle
yumruklarımız
Haramilerin saltanıtını yıksın
Bekle o
günler gelsin İstanbul bekle
Sen bize
layıksın
İstanbul
Her gece
düşümde gel diyen sendin
Geldim
ve dayandım kendi kendime
Aradığım
adresini terk etmiş
Kendinden korkan bir korkuluk oldum
Gelir
geçer yağmur yüklü bulutlar
Çatlar
dudakları susar İstanbul
Ağız
ağız değil sözler yalama
Hangi
yüzü insan hangisi şeytan
Bakınca
insanı seçen göz nerde
Nerede
yüreği hallaç olanlar
Tuttuğum
taşlara yapışır elim
Kanatır
dilini susar İstanbul
Parklarda yollarda canım çocuklar
Evine
bir ekmek götürmek için
Çöpten
boyunları çıt çıt kırılır
Beş
yaşında Kadıköy`de sahilde
Darbuka
morartır parmaklarını
İçini
boğaza kusar İstanbul
Gündüz
çeker gider dert gece başlar
İnsan
ormanını bir çığlık yakar
İki
hisar iki köprü su susar
Ara sıra
toprak oynar yerinden
"Merdi
namert yokuşunda vururlar"
Yarasına
tuzu basar İstanbul
Taşrada
gördüğüm İstanbul meğer
Değilmiş
burada filim icabı
İçi
başka dışı başka yakıyor
Dökülen
ar namus kaldırımlardan
Sabrın
sınırına gelir dayanır
Köprüde
kendini asar İstanbul
İstanbul
Bir
yanda sessiz dua,bir yanda şuh kahkaha,
Bir
yanda pula kulluk,diğer yanda Allah`a.
Sanmam
koca dünyada eşin bulunsun daha.
EY
İSTANBUL İSTANBUL SENİN İKİ YÜZÜN VAR,
BİR
YÜZÜN GÜLÜYORKEN DİĞERİNDE HÜZÜN VAR.
ibadet
sessiz sessiz, rezalet gümbürtülü,
Çirkinliğin meydanda, güzelliğin örtülü,
Sararken
ufukları gurubun kızıl tülü.
GECELERİN KİM BİLİR NE GÜNAHLARA GEBE?
TAKSİM
DEKİ GÜNAHA EYYÜP TE BÜYÜK TÖVBE.
Örf,
anane, gelenek, yerle bir ahalide,
Padişah
mezarında ürperir Laleli de,
Hayal
tacirlerine rağbet Bab-ı âli de.
BU GİDİŞ
HAYRA DEĞİL, KALBİNE TAZE KAN BUL,
KARANLIĞA YÜZ ÇEVİR, GÜNEŞE DÖN İstanbul...
Ne yazık
ki; satılır olmuş insan maddeye,
Koyun
kasapta satlık, kadın düşmüş caddeye,
Nasıl
gelmez İstanbul hırstan çatlar raddeye.
HER HALİ
EDASIYLA, İSTANBUL UM BİR HOŞTUR,
KADİR DE
TAM MÜSLÜMAN, NOEL DE TAM SARHOŞTUR.
Ve işte
ekonomin nasıl gelmiş bu hale,
Bir
yanda tefeciler, bir yanda Tahtakale,
Pembe
gözlükler ile bakamam istikbale.
SÖZ
SENETMİŞ ESKİDEN,ŞİMDİ SENET HİKAYE,
DOLANDIRMA, ALDATMA OLMUŞ TİCARİ GAYE.
İşyerinde yabancı kelimeye itibar,
Kafeterya, bonmarşe, butik, şarkuteri, bar,
Beyoğlu`nda
Türkçe yok, diğer bütün diller var.
RÜZGAR
BATIDAN ESMİŞ ,FATİH İN RUHU KAYIP.
EY
İSTANBUL!... İSTANBUL, SANA YETER BU AYIP.
Ey
zaman, zalim zaman, geç saniye, saniye,
Teknikte
ilerlerken, manâda çöküş niye?
Çağırırken imana, Fatih, Süleymaniye.
ÇEVİR
YÜZÜNÜ ÇEVİR, PİSTEN, KİRDEN,ÇAMURDAN.
KIBLEYE
DÖN İstanbul, FEYZAL İLAHİ NURDAN.
Karaköy
de günahlar, sarılır kalın sise,
Çan
çalarken Taksim`in göbeğinde kilise,
Ayasofya
susuyor, bu ne garip iş ise?
İSYANIN
YERİ YOKTUR, EYYÜP SABRA ÇAĞIRIR.
MEŞHUR
ZİNCİRLİKUYU "GEL" DER, KABRE ÇAĞIRIR. |