SiirLer
(¯`'•.¸ ¸.•'´ KraL Şiirler & KraL Şiirleri •´¯`•.¸¸.•´¯)
.
reklam Burada birbirinden güzel şiirler derledik.. Bu şiir kategorisindeki sizler için seçtiğimiz en güzel şiirlerin listesi: reklam An Gelir An gelir paldır küldür yıkılır bulutlar gökyüzünde anlaşılmaz bir heybet o eski heyecan ölür an gelir biter muhabbet çalgılar susar heves kalmaz şatârâbân ölür. Şarabın gazabından kork çünkü fena kırmızıdır kan tutar / tutan ölür sokaklar kuşatılmış karakollar taranır yağmurda bir militan ölü. An gelir ömrünün hırsızıdır her ölen pişman ölür hep yanlış anlaşılmıştır hayalleri yasaklanmış an gelir şimşek yalar masmavi dehşetiyle siyaset meydanını direkler çatırdar yalnızlıktan sehpada pir sultan ölür. Son umut kırılmıştır Kaf dağı'nın ardındaki ne selam artık ne sabah kimseler bilmez nerdeler namlı masal sevdalıları evvel zaman içinde kalbur saman ölür kubbelerde uğuldar bâkî çeşmelerden akar Sinan an gelir -lâ ilâhe illallah- kanunî Süleyman ölür. Görünmez bir mezarlıktır zaman şairler dolaşır saf saf tenhalarında şiir söyleyerek kim duysa / korkudan ölür -tahrip gücü yüksek- saatli bir bombadır patlar an gelir Hep ertelenen bir an hiç yaşanmamaya mahkumdur. Düşlerin bekleyişini yalnızca bir hüsran karşılayacaktır. Mevsimleri sayarsak ömür baharsız tükenir gider. Sevdiğimizi bulmak yada bulduğumuzu sevmek tercihi, en zor olan iki seçenektir bu sınavda. Boşuna akan ırmaklar mı var yüreğimizde. Sebepsiz mi coşkun bir denizde maviye hasretliğimiz? Ufukta görünen o ki mutluluk tek kişiliktir aslında. Karşımızdakinin çabasına ihtiyacı yoktur mutluluğun. Aşkında sevdiğin kadar büyüktür. Sevdiğin sürece meydan okur dünyaya. Hasretle beklenen gelmez hiçbir zaman, bu hasreti yalnız tüketirsin. Karşılık bulmuyorsa sevda,umut değil,kendini hükümdar sanan köleler üretir dönemezsin. Ama boşa geçmemiştir dolan vakit. Heba olan şiirlerin de değildir. Türkülerin diliyle yas tuttuğun geceler,sırdaşlığını hiç terk etmez. Kıymetini bilmediğin kır çiçekleri yeniden açar,o gül solarken. Ayrılanlar yıllar geçse de üstünden hep aynı acıyı çeker. Ama yollar hiç bitmez. Sonuna geldiğini zannettiğin yerler birer duraktır aslında. Ve sen yolculuğunu gönüllü bitirmişsindir o durakta. Güneş hep geç kalırmış gibi gelir,sen bir baharda mevsimler başka havada. Gerçeklerle düşler yerini kaybeder. Bir tek o kalır yüreğinden hiç gitmeyen. Aynı bakışlı resmine saatlerce dalışın kalır,sevdanın tutsaklığında acılarını dindirmeyen… Şöyle dimdik durup rüzgara karşı ”EY HAYAT SEN ŞAVKLI SULARDA BİR DOLUNAYSIN,ASLINDA YOKUM BEN BU OYUNDA,ÖMRÜM BENİ YOK SAYSIN.”diyerek çekip gitmek gelir aklına. Bedeninizin parçalanması hiç umurunda değildir ama sevdiği uğruna ölenlerden olmak istemezsin. Çünkü yalnız yaşarken bir ihtimal daha vardır. Belki ölüme değil ama onun hayatına geç kalmışsındır. Uzaktır,öyle kalacaktır belki. Hep bir umutla beklenirken sevda habercisi,yüreğini teselli etmek de sana düşer. Her şeye rağmen korkutmasın seni bu sevdanın ateşi. Her yangın önce başladığı yeri yakar. Sana küçük kendime büyük gelen yüreğimde,yıllar geçse de SENİN ADIN YAZAR. Ve bil ki sevdiğim,uslanmaz ruhum yaşadıkça SENİ SEVER, SENİ SEVDİKÇE YAŞAR… CAN DÜNDAR..... Hiç Bir insani unutmak, bir insandan vazgeçmek, bir insani hayatindan sonsuza kadar çikartmak zorunda kaldin mi hiç? Hani ölmüs gibi, hani uzatsan da elini tutamayacagini bilmek gibi, her an kapindan içeri gülümseyerek girecegini bekleyip ama aslinda hiç gelemeyecegini de bilmen gibi. Ne zor sey degil mi ölmedigini bilmek , ama ölmüs gibi ulasilmaz olmasi artik o insanin sana, ne kadar katlanilmaz bir gerçek degil mi sen hala bu kadar sevgili iken? Özlemek, bu kadar özlemek, etini kemigini yakarcasina özlemek... çok kötü degil mi? Bu kadar özleyip onu görememek, ona dokunamamak, onu isitememek , artik sonunun "Pi" hali degil mi? Biliyorsun degil mi? Ne kadar umutsuz bir arayistir o, kalabalik caddede geçen binlerce yüze bakmak belki bir kez daha görebilmek için o yüzü, belki biraz önce geçti bu kaldirimdan diye düsünmek, belki su an arkamda yürüyen insanlarin içinde bir yerde demek, belki su an üzerimdedir gözleri diye paranoyalar yasamak ne zordur degil mi? Ne kadar eritir insani farketmeden. Sende biliyorsun degil mi bunlari.? Bir sinema koltugunda sende iki kisi gibi oturdun mu hiç? Hiç iki kisi gibi zevk aldin mi bir konserden yalniz basina. Güzel bir kafe kesfettiginde, güzel bir film seyrettiginde, güzel bir sarki dinlediginde güzellikleri oraninda eksik kaldiklarini hissettin mi paylasamadigin için onunla. Bir barin kalabaliginda hiç yarim vücudunla sallandin mi ortada? Hiç iki kisilik beyninle yarim insan olabildin mi? Baktiginda aynana sadece yüzünün bir yarisini gördügün oldu mu hiç? Sana hayatindaki en büyük yoksunlugu yasatandan nefret edemedigin zamanlar oldu mu hiç? Gözünün içine baka baka kolunu bacagini kesen bir insanin yüzüne sevgi dolu bir gülümseme ile bakabildigin zamanlar oldu mu hiç? Hayatta inandigin bütün degerlerini altüst eden birisine ask siirleri yazabildin mi? Onu içinde korumanin seni yok etmek oldugu zamanlara feda oldun mu hiç? İçinde aglayan çocuga umut sarkilari söyleyemedigin, özlemini, susuzlugunu, açligini gideremedigin zamanlar oldu mu hiç? Kanayan yarasini gördügün ama merhem olamadigin zamanlar. Gücünün, hani o tanrisal gücünün bir çocugun aglamasini susturamayacak kadar oldugunu gördügün zamanlar oldu mu hiç? Hiiiiiiiç.... Hiiç... hiç... bir hiç... CAN DÜNDAR Yine Sana Sensizliği Anlatıyorum İçimi içime sığdıramıyorum, Yine geceleri uyuyamıyorum sen gideli. Unuturum diyordum, Ama onu da yapamıyorum, Yine sensizliği anlatmaya çalışıyorum sana... Geceleri yanliz yatağımda yatarken, Düşlerime dalıp dalıp seni hatırlıyorum, Beraber yıldızları saydığımızı, Günesin batisini izlediğimizi. Çok özlüyorum o günleri, Gözümün içine bakıp da, Seni seviyorum demeni. Şimdi ise, yalnızlığın acısı yüreğimde, Sensizliği anlatıyorum sana yine... Şarkimizi dinliyorum her gece, ve gözlerim doluyor seni düşündükçe, Ağlamaya çalışıyorum, Ama göz yaslarım bir türlü akmıyor, İçten, kalpten ağlıyorum ya, O bana yetiyor... Hayatim karardı birden, sen gideli, Gözüm görmüyor artik dünyadaki tüm güzellikleri, Zaten görmek istemiyorum da, Sen olmayınca hayatımda... Gözlerim dalıyor, dalıyorum taaa uzaklara Yine sensizliği anlatmaya çalışıyorum sana... İçim daralıyor sen gideli, Gör, ne hallere düşürdün beni. Bana değil, kendine cevap ver lütfen, Bütün bunlar değirmiydi...? Yalnızlık çöktü üstüme, Yoruldum, soluğum kesildi, Karanlıklar içinde bıraktın gittin beni, Yine günesin dogmasını bekliyorum, Doğmayacak biliyorum, Yine sana, sensizliği anlatıyorum... Olur mu Yağmur şiir olsa Damlalar söz.. Seni anlatsam denizler kadar Sen dert olsan tatlı,tatlı Ben deva olsam şifalı merhem Yumuşacık sürsen tenine Yıldızlar gözlerim olsa sana kırpsam binlerce Ay ışığı ellerim olsa saçlarına dokunsam Güneş olsa yüreğim her sabah sana doğsam Pencerenden süzülüp yanı başına kıvrılsam Yatağında yastık olsam başını koysan omzuma Fırtınalı gecelerde sıkıca bana sarılsan Dilinde şarkı olsam her gün beni söylesen Yanağında gamze olsam senden hiç ayrılmasam Elbisende kumaş olsam ince belini sarsam Yakanda çiçek olsam seni doya,doya koklasam Sen benim olsan ben senin herşeyin.. Dudaklarında buse olsam hiç bir zaman solmasan Olur mu.. . MURAT DİNLİK Her Şey Senin İçin Birkaç defter dolusu hayat Sölenemeyen,kaçak duyguların bekçisi Kaldırım kenarı insanları Apartman insanları Çocuklar,kadınlar.analar...... Zamanın geçmişliğinde aranan yaşamlar Beklediği treni kaçıran yolcu (tren garında onun hayata yolculuğu) Bir valiz dolusu yaşanmışlık Ve bir yürek dolusu yaşanmamışlık Bu umuda yoculuk Hadi topla umutlarını Odandaki kitapları,taşları Siyah-beyaz kartları Hatıraları........ Hadi topla kendini Dağıttığın, savurduğun Bütün ağırlığını topla hayatın Omzunda taşıdığın hüzünleri Yüreğindeki kimsesiz sevgileri Yeniden başlamak için Yeniden sevmek için Topla kendini-sevgini Sevgiliye vermek için. Tuhaf Bir Gün Bugün günlerden tuhaf bir gün. Güneş ölü bir kalorifer gibi, Dokunsam donacağım Mevsim karışmış, Aylardan Ağustos. Kar yağıyor siyah siyah Kaynayan denizlere. Denizler boş, Gemiler demir atmış caddelere. Gökyüzü boş, Uçaklar ard arda caddelerde taksicilik yapıyor Kayısı ağacında kırmızı bir elma. Gökdelenler kuş yuvası.., kükreyen kuşlara. Bende bu şiiri yazıyorum, şiir tuhaf, gün tuhaf, ben tuhafım. Tuhaf demek de tuhaf. Ondan da öte bu gün, Ondan da öte bu şiir, Ondan da öte, Ondan da, Ondan, On 9.8.7.6.5 tekrar başlıyor tuhaflıklar, saçmalıklar 1.2.3, Sahibine attığı kemiği getirmesini emreden; Kravatlı konuşan köpekler. Kedileri kovalayan kırmızı fareler. Camilerde ezan okuyan papazlar, Kiliseler de günah çıkaran imamlar. Sokakta top oynayan 80lik nineler, Erkek istemeye giden kız evi. Havada bulut yok, yağmur yağıyor altın çöp kutularına. Kaldırımlar yürüyor insanların üzerinde. Yeşilde duruyor, sarıda hazırlanıyor, kırmızıda geçiyor ama(KÖR) şoförler. Saat da ters dönüyor güne uymak için, Ve bitmeyen saçmalıklar bugünde Saçmalıklar ler lar ler lar Of Allahım of çıldıracağım, Ve ardında sessiz bir ses uyanıyorum. Neyse rüyaymış be ,uyandım ki yatak üstümde, Kalktım pencereden baktım. Ay sokağa inmiş insanlar uçuyor üstünde, Ben uçuyorum. Neyse seviniyorum, Her şey uyanıkken gördüğüm bir rüyaymış Ama ne rüya Gençlik Başladı sonu kederli hayat yolculuğu Kandırmasın seni geçiçi gençlik sarhoşluğu Gençlik güzel bide olmasa sonu Ama her güzel şey uğramaz mı yolun sonuna Sen küçükken sanırsın hayat ne güzel Anlarsın ki gençlikte yanılmışsın çok sefer Yaşlılıkta ise bakarsın ki hayatın olmuş keder Hayat bu gösterir zamanla doğruları Gençlik içi sır dolu kilitli kutu O seninken içi dolu altın sanır alırsın Hep ......ürmek istersin yanında Ama o seni bırakır yolun sonunda Anlarsınki yaşlılıkta gençlik sırrını Gençlik yaşamakmış boşa AHMET DURMAN Yetim Çocuk Zamanların çarkında küçülen ve sönen yıllar Sislerin perdesinde kaybolan ve solan yıllar Hatıralarım da hep yer edinen acı sahneler Mahzun ve mazlum duruşuyla zihnimin duvarına yapışan Ne zaman, nerde görsem mahzundu Herkes şad, o ise durgundu Meçhullere yüzen sala benziyordu Babasını yitirmişti küçük yaşında bu çocuk Bir anacığı vardı, birde gelinlik çağında ablası Anacığını, ablasını hasret demleri ile kaynatarak Küçük göz oda ve bir avuç toprağından koparak Gurbetin yapraklarıyla İstanbul'un ensesine kapanarak Sancıların terleriyle yoğrulmuş, Elleri ve alnı nasırlı olan. Maişet temininin gayretiyle köşelere sığınmış yetim çocuk Kimi yerde boynunda şeker kutusu çıngıraklı Dolaşırdı sokaklarca: "şekerci keskin naneli, şekerci " Kimi yerde ayaklı tezgah: simit - poça satar dururdu İstanbul'da kimseleri yoktu, kimsesizliğe gömülmüş Kaldığı yer ise nem kokulu, Duvarı yosunlu bekar odasıydı. Öksüz çocuk ellerini kafasına sıkıştırmış Saatlerce öylece durup saklanırdı kendinden Duman... duman üstünde efkarlı duruşu Boynu bükük ve ürkek bakışlarıyla inilticiydi Öksüz çocuk gözleri İstanbul aynasında yağmurluydu Dertlerin kabuğunda bedenini sarsarak ağlardı Hayatın ağırlığını taşımaya çalışan çocuk azimliydi de Daha delikanlılığın baharında... on yedi yaşında olan çocuk Sılanın bağrında tam ondurt ay olmuştu Hicranın çilesi yüreğini kanatmaya başlamıştı Anacığının ve ablasının özlemleri kanatlanmış Uykusunu bölen rüyalardan sonra kalbine inmişti Gurbet hapsinden koparak dönüşe karar verdi Kurban bayramına da sayılı günler kalmıştı Akşamın ılık serinliğinde sokaklarca süzüldü Cebinde parası, hülyaların kıskacında dalıp durdu Bir gün sonra köyümün gözlerimde bulutluğu dağılacak Birkaç gün sonra tarlamızın başında bulunacak Birkaç yıl sonra askere uğurlanacak Ondan sonraki yıllarda evlenecek Ondan sonra... Daha sonra, diye düşünüp duruyordu Fakat Rabbimizin kader defterinden habersiz Biraz sonra ruhunu uçuracak sonundan habersiz Karanlığın içinde iki çift yırtıcı gözler izinde Takip ederler insana benzeyen eşkıyalar Loş ışığın altında önünü kestiler öksüz çocuğun "Para, parayı ver çabuk "... Çıkar haydi Öksüz çocuk irkildi, gözleri büyüdü ve haykırdı "Hayır, vermem paramla memleketime gideceğim" Eşkıyanın suratsızlığına patlayan yumruk Ve... Diğer hain keskin bıçağı sapladı. Yetimin kalbine Çocuk kesik " hı " diyebildi. Oracıkta yere kapaklandı Eşkıyalar ise karanlığın bağrında uzaklaşmıştı Kurban bayramına yakın, üç kuruş için kurban edilmişti... Her yağmurda Yağan her yağmurda Soyunurum geçmişimi , Takınıp özlemini her damlada, İçime dolan toprak kokusunu Nefesindir diye solurum. Yeniden çimlenir İçimde bir tohum. Yırtılır kabuğu, Başka bir bahçede Adını bilmediğim çiçek olurum. Yağmurda yıkanan sokaklar gibi Temizlenir içim Her damlada. Çöker tortusu acıların, Yokluğunu unuturum. İnce bir keman teli Titrer içimde Her yağmurda Ve sevginle. Nağmesinde, Son durağım gözlerini, Tenimde çiçekler açtıran Ellerini bulurum. Her yağmurda Aşık olurum yeni baştan Yine sana. Senden sana gider gelir, Yalnız sende dururum. Mecburiyetim olursun Yağan her yağmurda, İstese de Başka yüzler göstermez Yelkovanım, Pili biter saatimin, Durur zamanlar, Baştan ayağa “sen” olurum. Yine De Biliyorsun Öyle Mi? Senki bilmiyorsun hangi yağmurlarda ıslandığımı Hangi girdaplarda yasadığımı Hangi bulutların gözlerime yağdığını Yüreğimin hangi gecelerde ağladığını İsyanlarımın sebebini de anlayamazsın benim yaşadıklarımı yasamadan Aniden içimde kopan fırtınalarıda Senki tatmamışsın karanlığı Benide karanlık bulursun Bilemezsin en koyu karanlıklarda bile renklerin dans ettiğini Yada tüm lambaların Tek bir karanlığı aydınlatmada yetersiz kaldığını Bilirmisin kağıda akseden her kelimenin yürek olduğunu Ve yanan her sayfanın senden ......ürdüklerini Eksilerin doruğa ulaşıp Artıların yerinde saydığını Demek ne düşündüğümü biliyorsun öylemi Ben bile ne düşündüğümü bilmezken Sana yüreğimi açmamışken Henüz dostum olmayı hak etmemişken Ben ki daha yangınlarımı anlatmadım sana Kahpe ihanetlerin acısını Hangi hasretlerde vurulup Hangi nefretlerde dirildiğimi Sözsüz anlamıyorsak birbirimizin dilinden Hatta cümleler yeterli değilse Ve bir gece yarısı yıldız tepesinde Gözlerimden yudumlamadıysan sevdayı Anlayamazsın Yar bilmediysen eğer toprağı Oturup konuşmadınsa ufuklarla ağaçlarla Bilemezsin Dostumda demediysem sana Buna rağmen yinede biliyorsun öylemi? Seni Sevdim Yağmura açtım ellerimi seni bekledim; damla olup düşersin diye...! esen yele döndüm yüzümü seni bekledim; saçımı,yanağımı okşarsın diye...! göğsümü güneşe verdim seni bekledim; içimi ısıtırsın diye...! nisan ı iple çektim seni bekledim; bir çiçekte kokarsın diye...! çocuk yüzlere baktım seni bekledim; bana gülümsersin diye...! yağmuru,güneşi,rüzgarı sevdim, çiçekleri,çocukları sevdim, ben asıl seni sevdim....! Sevdan Başından da Büyük Yüce bir dağ olsan; aşar üstünden, Sevdan başından da; büyükse eğer, Bir başka sen vardır, için de senden, Aşktır o ikinci sen, dünyaya değer... Gönlünün perisi, güneş, yıldız, ay, Gündüzleri seher, gece dolunay, Ölüm ondan gelse, dersin ki hay hay, O, cana can katan, herşey miş meğer... Bu Gün de fal tuttum bu gün de fal tuttum şarkılardan bu gün de ikimize yazdım... vazgeçmedim beklemekten bu gün de... uzaklardan gelen her gölge sendin yine düşümde... ben seni bu gün de bekledim... ve sen bu gün de gelmedin.... inan bana bu günde dün gibiydin sen bende.... yarında da bu gün gibi olacaksın biliyorum... bu günde ... yarında ...ötelerdeki nice günlerde de ... sen hep sensizliğim olacaksın.... biliyorum... hiç ulşamadığım... hep özlediğim..hiç olmayanım... bu günde dünden kalma sensizliğim .. bu günde dünden kalma yalnızlığım... bu günde yasaklımsın.... bu günde ulaşılmazım...... Biz Üç Kişiydik Biz üç kişiydik: Bedirhan, Nazlıcan ve ben. Üç ağız.. üç yürek.. üç yeminli fişek! Adımız bela diye yazılmıştı dağlara, taşlara Boynumuzda ağır vebal, Koynumuzda çapraz tüfek! El tetikte, kulak kirişte, Ve sırtımız toprağa emanet... Baldıran acısıyla ovarak üşüyen ellerimizi Yıldız yorgan altında birbirimize sarılırdık.. Deniz çok uzaktaydı Ve dokunuyordu yalnızlık... Gece, ırmak boylarında uzak çakal sesleri, Yüzümüze, ekmeğimize, Türkümüze çarpar geçerdi. Göğsüne kekik sürerdi Nazlıcan, Tüterdi buram-buram. Gizlice ona bakardık, yüreğimiz göçerdi... Belki bir çoban kavalında yitirdik Nazlıcan'ı Ateş böcekleriyle bir oldu Kırpışarak tükendi... Bir narin kelebek ölüsü bırakıp tam ortamıza Kurşun gibi, mayın gibi Tutuşarak tükendi... Oy Nazlıcan... vahşi bayırların maralı... Oy Nazlıcan... saçları fırtınayla taralı... Sen de böyle gider miydin böyle yıldızlar ülkesine? Oy, Nazlıcan oy... can evinden yaralı... Serin yayla çiçeği, oy Nazlıcan.. Deli-dolu heyecan, oy Nazlıcan.. Göğsümde bir sevda kelebeği, Ölüme sunduğum can, oy Nazlıcan.. Artık, yenilmiş ordular kadar Eziktik, sahipsizdik.. Geçip gittik, parka ve yürek paramparça!. Gerisi ölüm duygusu, Gerisi sağır sessizlik.. Geçip gittik, Nazlıcan boşluğu aramızda.. Bedirhan'ı bir gedikte sırtından vurdular, Yarıp çıkmışken nice büyük ablukaları.. Omuzdan kayan bir tüfek gibi usulca, Titredi ve iki yana düştü kolları.. Ölüm bir ısırgan otu gibi Sarmıştı her yanını... Devrilmiş bir ağaçtı, ay ışığında gövdesi.. Uzanıp, bir damla yaş ile Dokundum kirpiklerine.. Göğsümü çatlatırken nabzının tükenmiş sesi.. Sanki bir şakaydı bu!.. birazdan uyanacaktı, Birazdan ateşi karıştırıp bir sigara saracaktı.. Oysa ölüm, sadık kalmıştı randevusuna, ah.. O da Nazlıcan gibi, Bir daha olmayacaktı!.. Hey Bedirhan.. katran gecelerin heyulası!.. Hey Bedirhan.. kancık pusuların belası!. Sen de böyle bitecek adam mıydın, konuşsana, Hey Bedirhan hey.. mezarı kartal yuvası!.. Mor dağların kaçağı, hey Bedirhan!. Mavi gözleri şahan, hey Bedirhan!. Zulamda bir suskun gece bıçağı, Beyaz gömleğimde kan, hey Bedirhan!. Biz üç kişiydik.. üç intihar çiçeği.. Bedirhan, Nazlıcan Ve ben: Suphi...
Gideceksen Gideceksen ; Seni seven kalbimi yerinden sökerek git Bavuluna mutlu anılarımızı Yüreğine ise güneşte ısınmış umutlarımızı Doldurup son nefesimi çekerek git Hadi usulca git, Karanlıklar güneşini elinden almadan Hançerlediğin yüreğimi merdiven bilip Yıldızlara koş karanlık saçlarınla. Gideceksen; Yüreğimdeki taze umutları çiğneyerek git Avuçlarına mevsimsiz açan baharlarımızı Gözlerine ise ölümsüz sevdamızı alıp Gündüzüme karanlıkları sererek git Hadi usulca git, Sahillerine gözyaşlarım ulaşmadan Ve ihanetinle yüreğimi hançerleyip Ateşlere koş , çıplak ayaklarınla. Gideceksen; Güzelliğine dalmış yüreğimi kaldırmadan Kış uykusundaki çicekleri ağlatmadan Hadi usulca git , Gözlerine yanmış bedenimi uyandırmadan Bedenimi yollarına paspas bilip Bahara koş, karlara bürünmüş sevdanla. Gideceksen; Tüm acılarını gözlerime gömerek git Saçlarına çicek kokan nefesimi alıp Beni soğuk ayazlara emanet ederek git Aynalarda uyuyan hüzünlerimi kırmadan Hadi usulca git. Söz Olurlarım Pejmurde hayallerim yağmakta Ilgıt bakışlarımın söz olurlarına Güney rüzgarları salındı aşkın büyülerine Tel tel süzüldü ebemkuşakları gözlerden Çerçi ateşlerin uslanmaz akşam portreleri Erte sevinçlerimin durulgan yadsımalarında Deniz çekilmelerinin ekim sancıları gibi Feryadı kısık ateş böcekleri sarar zamanı Düşer bekleyişler seyrü sefer hokkaların Kırılgan kalem ucu bezgin şiirleriyle Nerde bir yalnızlık varsa kaçak olmaktansa Biten bir sevdanın ardında durmayı yeğledim O gece hiç sarmadı ırmak akışlı vaziyetleri Hiç durmadı ölgün sibemol haykırışları Göz gözü görmedi damla boy verirken Kıstı temmuz ısınımlarını ten rüzgarları Uyu büyümelerinde içsel haykırımlarla Dönüş yolculuğuna iner seher soloları Sıkışırken hayat meridyen aralımlarında Kemane çığlıkları asılır salkımlarına Vurulurken gölgeleri yağmur akşamlarında Bir bir önüme düşer söz olurlarım. İçimdeki Şarkı Hüzün var Bitmez gibi Gitmez gibi Her daim Yanlızlık şarkıları çalıyor Zaman tünelimde Aslında ipleri elimde hayatın Ben seviyorum yaşamak denen düzenbazı Ve sahip olduğum ne varsa Tüketiyorum dibine kadar Cennetten bahçelerim var Davet veriyorum sık sık Yinede Bilinçaltımın derinliklerinde Babamın tokadı.. Karşılıksız aşklarım.. Ve oğlum...... Ve ayrılıklarım.. Ve yanlız geçen ömrüm.. Küfe ağırlığındaydı Sırtımdaki hayat Ürettikçe çoğaldı Yediğim tekmeler Vay benim canım Vay benim ömrüm.... Sıfırlamışım çoğu kez Benden öte ben olmuşum Merkeze çıkmışım hırsımdan Kaç kez bayrak sallamışım Dağların zirvesinden Ve kanıyordu sırtımda Kırbaç yaraları Ve karıncaydı Yeryüzünde darbeciler Örselenmişim Ciddi ciddi Örselenmişim ben Bir kadeh şarap içmişsem Zaferin ardından Bir gece vakti Tan arkadaşken Kırbaç yaralarım değil En çok Gidenler ağır gelir canıma ve yenilgi gibidir yanlız kutlanmış zaferler Şimdi hayatı soruyorlar Ben onlara iyi geldikçe İçimde çalan Şarkıyı bilmiyorlar...... Yağ Yağmur Sil köşelerde asılı kalmış kirli paslı izleri... Al ......ür uzaklara sessiz silik nağmeleri... Yağ yağmur kükret semaları, korksun ihanet denen hain, ört üstünü sislerinle derinlerde gizli kalmış kırık dökük mazinin... Yağ yağmur teslim sana benliğim, al ......ür ruhuma mıhlanan kılıç keskini sözleri damla damla gir gönlüme sil süpür her sokak başında yol gözleyen yalnızlık denen haini... Yağ yağmur bir ışık tut önüme bul getir bana kıyılarda yosun tutmuş yaşanmamış gençliğimi...
Şiirler
Tasarım : ZaLim ŞiirLer
Günün Sözleri:
İnanma dayına, ekmek al yanına. Haksızlığın karşısında susan dilsiz şeytandır. Hz.Muhammed (s.a.v) Hadis-i Şerif