|
.
reklam
Burada birbirinden güzel şiirler derledik.. Bu şiir kategorisindeki sizler için seçtiğimiz en güzel şiirlerin listesi:
reklam
ŞARAP MiSALi AŞK
Aşk dünyada tek şişesi kalmış tadına baktığın bir şarap
Girer hayatına bir yudumda, beğenirsin içmek istersin
doya doya
Ama kolay değildir, ya bedeli ağırdır yâda sarhoşluğu
beter
Gün gelse bedelini ödesen bile sarhoşluğu getirir keder
içersin hesapsızca sanki bitmeyecekmiş gibi
Kör olur gözlerin, hapsolur ruhun şişeye
Düşünemezsin artık yoktur bir çıkış yolun
Ya beklersin gerçeklerin sarhoşluğunla birlikte
hayallerini de götürmesini
Ya da atarsın kendini sarhoşluğun kollarına izlersin
seni rezil etmesini
Hayallerin seni o zalime sürükler
Hayallerin sonu hep gözyaşı gerçeklerinki ise çok acı
Aşk bir hastalıksa bulunamamış bulunamazda ilacı
SEVGiLiYE
Sevdan bir kor olsa ellerimde,
Yakar ellerimin ateşi yüreğimi.
Irmak olup taşsa sevgin
Aksa bütün nehirler gönlüme,
Söndüremez yüreğimdeki alevini.
Bi gözlerin,kara kapkara gözlerin ,
Söylerse söyler bana sevgini.
O zaman belki dindirir deli gönlümün,
Poyraz yellerini…
Bi ellerin sana ateş bana merhem ellerin,
Anlatır bana sevgini.
Ama dokunamam tutamam ki ellerini,
Hissedemem ki yüreğimde bela sevgini!
Gönül bi seni bilir ,bi kara sevdasını,
Nasıl desin gurur duvarlarını yıkıp,
Sana olan aşkını.
Sen ne bilirsin sevda çeken,
Kanayan, deli gönlün bela aşkını.
Sen ne bilirsin seni ne çok aradığımı,
Sen ne bilirsin seni en çok sevenin ,
En çok sana ağladığını,
Bi sana deli gibi yandığını…
BELKi?
Zamansızlığımın,zamanlarımın en içinden,
Usul usul geldi sesli sessizliğiyle.
Biliyordum zordu ve ben yorgundum,
Kuralsız kurallarım , kurallarımdı kurallarım…
Yorgundum biliyordum,biliyordu…
Anlattı ama yine de anlattı.
Deliliğimizdi aynı olan sadece,
Onun kuralsızlığı ,sınırsızlığıydı deli olduran,
Benim tabularım ,kurallarım,ördüğüm duvarlarım.
Biliyordu o da ,ama söyledi…
AŞIĞIM!
Değildi yalandı biliyorduk ikimizde .
O sıkılmıştı birazdan hallice,yalan atası vardı hayli
zamandır birikmiş içinde.
Ben unutulmuştum, hatırlanasım vardı,güvenesim deli bi
çocuğa.
Yaşlıydı artık gözlerimdeki yıldızlar,
Bastonlarım vardı destek niyetine kullandığım parlasın
diye yıldızlarım.
Anladı o, kanmadı sahte parıltıma, gördü…
Ben yorgundum onun eğlenesi vardı sadece.
Yaşlıydım artık, ama nerden gelmişti karnımda uçuşan bu
bi avuç kelebek?
“Sen rüzgarsın esersin,volkansın yanar sönersin,denizsin
derinsin…” dedim.
“Ben geceyim,pamuğum ,bi bardak suyum” dedim.
Başını koydu yastığına gitti o korkunç rüyalarına,
Oysa ben oturdum bu şiiri yazdım ona,
Karnımda uçuşan bi avuç kelebeğin hatırına…
Kum Tanesi
Elimde kalan son kum tanesine kadar zamanı vardı!
Kendini yırtarcasına koştu, koşuşu şiirle bile
anlatılamazdı; öyle bir hızı insansı kelimelere
sığdıramazlar!.. Sözümü tuttum, son kum tanesine kadar
bekledim!.. Rüzgar avucumdan çıkan kumları tane tane
dağıtıyordu!.. Adımlarını ayıklayamıyordum artık!..
Kumların sonuncusu elimden sıyrılıp gittiğinde elimi
belime uzattım; kumların kuruttuğu elim silahı çok iyi
kavradı. O gece dışarı çıkarken ne belimde silah vardı
ne de aklımda bu olanlarla ilgili tekbir fikir.
Paspal elbiselerimi üstüme çekip çantamı aldım; kendimi
sokağa saldım!.. Sevgilimle buluşmadan önce 1 saatim
vardı; nasıl geçireceğimi bilmediğim 1 saatim!..
Yollarda yürüyerek yada içerek geçirmek en mantıklı olan
seçeneklerdi; ben içmeyi seçtim!.. 2 bira yuvarlayıp
buluşacağımız yere yola çıktım. “Bu yüzü hatırlamıyorum”
oyunu oynamaya başladım!.. Kalabalığın içinden
hatırlamadıklarımı ayıklıyordum!.. Hatırladıklarım için
1 artı geri kalanlar için 1 eksi ve -2000 de falan
bıraktım; yenildim canım neden devam edeyim!.. Buluşma
noktasında da 10-15 dakika bekledim; hep biraz geç
kalır!.. Gördüğümde içim huzur doluyor!.. Çok güzel bir
kadın değil ama gülmek yakışıyor!.. Çok inatçı ve
mücadeleci!.. Sarıldık, öpüştük; seremoni eksik
kalmamalı!.. El ele tutuşup kalabalığa daldık!.. Okuldan
öyküler anlatıyordu!.. Servis yapan çocuğu tanıdığımız
bir mekâna gitmek için kalabalıktan sıyrıldık!..
Alkolsüz bir yere gitmenin kayıp olduğunu düşündüm!..
Servis yapan çocukta izinliymiş!.. Mekândan erken
ayrıldık!.. Evine gidecektik…! Biraz yürümeyi teklif
etti; kabul ettim!.. 2-3 durak atladık; hemen otobüse
binip eve gidip ardından sikişmek işe yarar bir şey
değil!.. Bu da iyi oluyor!..
Yanımızda bir araba durdu ve içinden 3 kişi indi!..
Aslında hiç istifimizi bozmadan devam etmeye başladık
ama 1 tanesi önümüze geçti!.. Diğer ikisinin de belinde
silah olduğunu fark ettik o an!.. Arabaya binmemizi
istediler; korkak bir adam olarak önce reddettim!..
Silahlara atılan eller gayet ikna edici
oluyor!..Arkamıza dönüp hiçbir şey sormadan arabaya
bindik!..Yan yana oturmamıza bir şey demediler!.. Biri
de bizim yanımıza oturdu diye hayıflandım!.. Ulan hem
önde 3 kişi oturamaz hem de sanki şu durumda sevgilimle
romantik anlar yaşayacağım!.. Kendi aralarında
konuşuyorlardı ama pek umursamıyordum!.. Kız arkadaşımın
elini sıkı sıkı tutmaya odaklandım!..
Gereğinden fazla tenha bir yere geldik!.. Tanrı buraya
insan koymayı unutmuş olmalıydı!.. Elini sıkı sıkı
tuttuğum sevgilim iyiden iyiye titremeye başladı!..
Sonuç olarak ben kimsenin yoluna işeyecek kadar cesur
değildim; o bir şeyler yapmış olmalıydı!.. Titremesi
dışardan görülür hale geldi!.. Araçtan indik ve ayakta
dikilmeye başladık!.. Biri hararetli konuşmayı “gerek
yok” diyerek böldü ve dönüp bize ateş etti!.. Kanım
donmuştu!.. Ölenin ben olmadığımı anlamam uzun
sürmedi!.. Yanımdaki elin bedeni yerde yatıyordu!..
Ayakları beni biraz geçmişti ve artık elini sıkı sıkı
tutmak hiçbir işe yaramıyordu!.. Eminim benden az
korkuyordu!.. Ayakkabılarına baktım!.. Çok güzeldiler;
zevklidir zaten!. Kim olduğumu hatırlayamadım bir an!..
Titreyemeyecek kadar çok korkmuştum!.. Bu arda onu vuran
herif silahını indirdi ve arkadaşlarıyla konuşmaya devam
etti!.. Bir an bundan sonraki hayatımın nasıl geçeceğini
düşündüm!.. Psikiyatrlar, hastaneler ve beyni durduran
ilaçlar!..
Bir anda vücuduma geri döndüm ve hala karda kalmış it
gibi hüzünlü bir hal vardı üstümde!.. Korkuyordum da!..
Sevgilim elini bırakamıyordum!.. Sonra bir perde girdi
araya!.. Adamların hiçbirinin beni direk görmediğini
hatırlıyorum!.. Perde açıldığından adamlardan 2 si
ölmüştü!.. Ne yaptığımın farkındaydım; haklıydım da!.. O
onlara şahıs olarak hiçbir şey yapmamıştı!..
Canlı kalan salak ayağımın altındaydı!.. Adamın üstünden
ayağımı çekip geri doğru 5 adım attım!.. Silahımı belime
taktım ve yere eğilip avucuma kum aldım!.. sağ elimdeki
kumu yavaşça akıtmaya başladım ve adama “şu kum taneleri
bitinceye kadar vaktin var” dedim!.. Öylece suratıma
bakakaldı!.. “koş” diye mırıldandım!.. Avucumdaki son
kum tanesinin elimin kenarına değip rüzgâra karıştığı an
elimi silahıma attım ve doğrultup ateş ettim!.. Çok
uzaktı ama yere yıkıldı!.. Yavaş adımlarla yanına
gittim!.. Bacağından vurulmuştu; sürünerek kurtulmaya
çalışıyordu!.. Acı çektiğini görmek hoşuma gitti!..
Üstüne basıp “dur” dedim!.. Durmadı!..”durursan daha
hızlı ölürsün” dedim!.. Durdu ve boynunu zorlayarak bana
baktı..! Sanırım o an ona acımam gerekiyordu ama
acıyamadım!..
- Canın yanıyor mu?
- Evet!
- Güzel!.. Keşke onunda canı yansaydı ama ölmeseydi!..
- Bak biz emirleri….
Diğer bacağını da vurdum!.. Acı bir çığlık attı!..
İzlediğim macera filmlerinden bu yaralara parmak
sokmanın çok eğlenceli olabileceğini çıkarsadım!..
Eğilip pantolonundaki deliğin hemen altına elimi
dayadım!.. İşaret parmağımı deliğe soktum ve biraz sonra
asıl hedefi buldum!.. Ne yapacağımı anlamıştı kaçmaya
çalıştı ama elimi deliğe sokup sağa sola kımıldatınca
kımıldayamadı; sağlam bir bağırış yankılandı
karanlıkta!..
- Sus! Dedim!
- Şimdi toprağa karışan sen olacakken emirlerin anlamı
kaldı mı? Dedim!
- Çocuklarım var!
- Bizimde olacaktı!
- Benim işim bu!.
- Benim işimde ölmek değil napcaz şimdi!? Bunu neden
yaptığınızı bilmiyorum!.. Kız arkadaşımın neye
bulaştığını da bilmiyorum ama bunun cezasını bu şekilde
vermenizin yanlış olduğunu biliyorum! Bunu neden
yaptığımı ikimizde biliyoruz!..
Yarasına iyice sert bastırım!.. Bağırdı, bağırdı!.. O
yara zevk vermeyi bıraktığında diğerine geçtim!.. Silahı
ensesine yumuşak bir şekilde dayadım!.. “çocuklarım..”
dedi kestim sözünü!.. Ölürken çocuklarının arkasına
saklanan bir adamdan daha yavşağı olmasa gerekti!..
Silahı sıktım o cümle tamamlanmadan!.. Ne de olsa
sevgilimi öldürten şerefsiz o çocuklara da bakardı!..
Sevgilimin yanına döndüm!.. Ölmüştü; soğumuştu bile!..
Onu kaldırıp taşımak anlamsız geldi!.. Yanına uzanıp
ölene kadar susmaya karar verdim!..
Dedim ya korkak bir adamım!.. Hala konuşuyorum ve yeni
bir sevgili buldum!.. Yalnız kalmaktan bile korktum!..
Yığılca, Alabalık ve Kız Çocuk
Biraz su istiyordu canım!.. Bulamadım elbet!.. Yanımdan
akan dereye eğilip falanda içemiyordum!.. Yukarda bir
köy varsa su kirli demekti!.. tiksinmiştim bir kere;
varlık içinde yokluk!.. Üstümde beyaz bir pantolon ve
gıri bir t-shirtle balık tutma fikrinin gayet abes
kaçtığının farkındaydım!.. Saçlarımın uzunluğu da
bulunduğum coğrafyaya uygun değildi!.. Düzce’nin ilçesi,
tutucudur buralar!.. Epeyce bir süre ilerledikten sonra
karar verdim ki otostop olmadan olmayacak bu iş!.. Bir
balık çiftliğinin reklamını okuyup duruyordum!..
Alabalık tutmanın oltayla olmayacağını da en az 50
ağızdan duymuştum!..
Elimi ilk kaldırdığım araç durdu!.. bindim!..
- Daha yüksek bir yerlere gidiyorsun di mi abi? –mal mal
baktı yüzüme- Yani –diye ekledim- alabalık tutacağım!..
- Ağsız tutulmaz alabalık –deyip çokbilmişliğe vurdu
hemen-
- O zaman beni şu alabalık tesisine bırakıver!..
- Yol ayrımında bırakırım!..
- Tamam abi canın sağolsun!..
Yol ayrımında bıraktı beni!.. Alabalık tesisin yol
ayrımın bir benzinlikle süslenmesi iyi olmuştu!..
Benzinliğe girip bir bardak su istedim!..
- Ah be yavrum susamışsın sen!.. – dediğinde ağabeyin
neden yakınacağını anlamıştım aslında ama konuyla
alakalı değil diye söylemez sandım ve ona doğru bakma
hatasını yaptım- benzine zam gelmiş!.. Şimdi bende zamlı
satacağım ama gelip gecen soracak, işkillenecek!.. Aha
işte zam geldi mi? gelmedi mi? –televizyonu gösterdi ve
günün ikinci salaklığını yapıp televizyona da baktım!..
fırça yer gibi bir muhabbetin tam ortasına düştüm!..-
- Abi alabalık tutacaktım ben!..
- Dağlarda olur!.. ağsız tutamazsın!..
- Sağol abi!..
Benzinciden çıkıp dağlara şöyle bir baktım; uzaktı!..
Saat daha 9 gidilmez değil!.. Yürümeye başladım!.. insan
yoğunluğunun düşük olduğu yerlerde yabani hayvana
rastlama riski yüksektir!.. Bir köye rastlamak için dua
etmeye başlamıştım!.. iki güzel köprüden geçtim suyun
kalınlığı azalıyordu; manzara ise kusursuza koşuyordu!..
Uzaktan 10 kilometre uzakta görünen bir köyün 3-4
kilometre sonra başlaması büyük şans olmalı ama aklımdan
devamlı şunu tekrarlıyordum; “Saçın uzun ve kulağında
küpe var!.. unutma ki burası Düzce Yığılca!.. tututcuuu
tutucuuu!..” Kimseyle muhatap olmayarak ilerliyordum!..
hoş zaten muhatap olacak kimse de yoktu köyde .manı
koyyim!.. Susadım tekrar!.. Sesini duyana kadar fark
etmediğim bir teyze haykırdı arkamdan; “geliiin nereye
gidiyon!..” aslında dönüp bakmayacaktım; ama muhtemel
soğuk su kaynağına böyle bir kabalık yapamazdım!.. Gayet
sakin döndüm; “Teyze ben senin gelinin değilim!.” Dedim
ve hayatım boyunca o yaştaki bir teyzeden görebileceğim
en sağlam ceylan sıçrayışını gördüm!.. Teyze bir daha
haykırdı; “aboooov” içerden tekrar haykırdı; “oğlan
mısın sen?” Bunun ne anlama geldiğini bilen bilir
bilmeyene de bilenler anlatır!.. “yok teyze erkeğim”
deyince dışarı çıktı!.. Beni baş aşağı sakince
süzdü!..”teyze” dedim; “soğuksuyun var mı?” Teyze ceylan
gibi sekip duruyordu!.. içeri koştuğunu gördüm bir,
birde kapıda belirdiğini gördüm!..”al” dedi!.. bu nazik
hali olsa gerek!.. Ben sürahinin rengini şuan turuncu
hatırlıyorum ama renkler yanıltır zamanla değişir!.. Bu
kadar kısa sürede gelen suyun bayat ve sıcak olması en
büyük ihtimaldi!.. birazdan tiksine tiksine içeceğim su
yani!.. Yavaş yavaş yaklaştı su bana yada sıcak sudan
tiksindiğimi aklıma getirdiğim için süre bana bir asır
gelmişti yada çok susuz olduğum için sabrım bana bunu
yaşattı!.. Sürahinin içini gördüğümde kendimden geçecek
kadar sevinmiştim!.. kendime fısıldadım bir an;
“taşkınlık yapma!.. teyze ürker!…” Sürahiyi ağzıma
dayayıp içmeye başladım!.. Mükemmeldi, bir sürahi dolusu
soğuk ayran!.. şaşkındım bir yandan!.. ikinci sürahiyi
istemedim ama o önerdi!.. Ben reddettim nazikçe ve
alabalıkları sordum!.. Oda dağlara gönderdi beni, birde
uyardı;”domuz var; dikkat ol!” Uzun bir teşekkürden
sonra gelini sarışın kendi kapkara teyzeyi arkamda
bıraktım!.. biraz daha ormanlık bir alana geldim!..
Tahta köprülerden geçmek çok eğlenceliydi!.. Epey
uzaktan odun taşıyan kadınlar göründü; paytak paytak
ilerliyorlardı!..
Akarsudan uzaklaşmak kaybolmak anlamına geliyordu!..
Derenin birkaç yerinde düştüm; en çok kıçım ıslandı.
Soğuk suda Islanıp biraz yürüyünce tuvaletiniz geliyor;
ikisi birden hem de!..
Dere düzleşti bir anda!. Bu dağa yakışmayacak aptal bir
düzlük!.. alabalık yemek geldi aklıma!.. (ertesi sene
eti bıraktım ve yaklaşık 5 sene yemedim!.. Yine
bırakırım şu ara!) sonra suda bir kımıldama gördüm!..
bir balık, benim kadar vardı büyüklüğü!.. su yayılmıştı
derinliği azdı!.. Hızlanmaya başladı; fark etmişti
beni!.. bende hızlandım; suyun içinde koşmaya
başladım!.. su benim hızımı keserken onunkini
arttırıyordu!.. koştum (bir ara suyun üstünde
yürüyebileceğimi düşündüm) ve sonuç olarak düştüm!..
artık yalnızca kıçım değil her yerim sırılsıklamdı!..
kurulanmam da gerekiyordu!.. Balık ta gitti!.. Artık
acıkmıştım da!.. küçük balıklardan birkaç tane tutmam
gerekebilirdi ama işediğimi de fark ettim!.. kurulanmak
yetmezdi yani aslında!..
Dere daraldı iyice!.. kayalıktı artık çevresi!.. her yer
kayalık oluncaya kadar yürüdüm!.. Balığı çıkaramıyordum
aklımdan!.. avlanmak zordu ama tutmak istiyordum bir
şeyler!.. Kamış yapıp ucuna misina taktım!.. Kancasıyla
mantarını düzelttim ve sıçmaya gittim!.. yanımda yem
olabilecek hiçbir şey getirmemiştim!.. sinek avlamak
için kendi dışkımı kullandım!.. bir kayanın arkasına
geçip pozisyon aldım!.. balıklar beni görünce korkmasın
diye!.. dayım “akıllı balıklar” demişti alabalıklar
için!.. sonra 1-2 küçük ve 1-2 büyük balık tuttum ama
büyük ihtimal alabalık değillerdi!.. Yedim hemen
pişirip!.. açlığımın %2 si geçmişti!.. Bıraktım
tutmayı!.. sigara içip midemi yatıştırıyordum!.. açlık
hissetmem pek ama midem bir şeyler istediğini sağlam
belli ediyordu!.. ağrıyordu da!.. 3 sigara sonra yine
döndüm balık tutmaya ama ne fayda; hiçbir şey gelmedi ne
büyük ne küçük!.. Dere boyu aşağı ineceğim kesinleşti!..
toparlandım!.. Demin bahsettiğim odun taşıyan kadınlar
önümden geçti yanlarında da ince bir odunu omzuna vurmuş
zayıf bir çocuk!.. çocuk bana ucubeymişim gibi
davrandı!.. kendimi durdurdum korkutmamak için; soru
sormamak için!.. Ürkütünce bağırmasından korktum!.. Onun
gittiği yolun ters yönüne girdim! niye böyle bir
salaklık yaptım bilmiyorum!.. kendi söylediğimi
unuttuğumu fark ettiğimde yol diye de bir şey
kalmamıştı!.. hem dereden uzaktım hem de yolu
kaybetmiştim!.. Hoş yabani hayvanlardan korktuğum
yoktu!..(altıma sıçmamı saymazsak!..) ama yinede insan
kaybolunca panik yapıyor!.. Çalı çırpının arasından
geçerken sağım solumda çizildi!.. hatta düştüm ve sağlam
yaralandım!.. gören şehirde büyüdüm sanırdı; o kadar çok
yaram oldu!.. aslında alabalık çiftliğinin yanı başına
çıkmam şans mı yoksa ben kasti olarak mı o tarafa gittim
bilmiyorum!.. iç güdüm yok olsa gerek; homosapien
olduğuma göre!.. Alabalık görmek istedi canım iyiden
iyiye!.. girdim tesise; güzel masaları vardı doğrusu ama
feleğin kulu yoktu!.. sahibi de yoktu!.. Sonra “kimse
var mı?” diye bağırdım!.. bir amca çıkageldi!.. tıraşlı
falan; giyimi de güzel!.. biraz muhabbet ettik, dayımın
yeni orman avukatı olduğunu falan söyledim!..
inanmadı!(bende dayımın nişanlanmasına inanamamıştım!..
ilçedeki diğer avukat dayımla bizi sokakta gezerken
görüyor!.. arkadan görünce tabi;”ne şanslı adam
nişanlısı da uzun boylu” dior!.. sonra lokalde
karşılaştığımızda gerçekler ortaya çıktı!..) Balıkların
fiyatını sordum; şöyle kolumun dirsekten aşağısı kadar
olanlar 10 biraz küçükleri (eli koparın) 8 daha küçükler
ise 6 liraydı (keza onlarında tekiyle eve varacak gücüm
olurdu!.. cebimde para vardı ama inat etmiştim kendim
tutup kendim yiyecektim!..
Dönüş yolu kesinlikle daha kısaydı!.. otostop yaptım bol
bol!.. yolum yine aynı ayrıma düştü!.. benzinci!.. Bir
şebeklik yaparak içeri girdim (hani emmiyle muhatap
olduk ya götümüz kalktı) emmim şaşkın şaşkın baktı bana,
hafifte sinirli!.. yanındaki küçük kız fark etti olayı;
“baba bu sakın amcamla tanışıyor olmasın!..” dedi!..
rastlaya rastlaya ikiz benzinciler rastlamıştı!..
içimden okkalı ve uzun bir küfür salladım!..
Bayır aşağı yürürken ters yönden gelen kamyonun
arkasında ki çocuklar muhabbetimizi arttırdı; “yavrum
benim nasılda kıvırıyor!.. kıça bak kıça!..” diye
haykırdı bir tanesi!.. sonra arkama dönüp hareket
çektim!.. kıçım konusunda haklıydılar; çamurlanınca
beyaz pantolon epey çekici olmuş olsa gerek!.. sonra
hafiften de kıvırırım zaten!..çocuklar yüzümü görünce
malumunuz cümleyi kurdu; “anaaa oğlanmış lan bu!..”
Şöyle ki etrafta araç falan yoktu!.. ama şans dönecek
yeri biliyor!.. bir ticari taksi müşterisini bırakıp
dönüyordu!.. bende el yaptım durdu!.. “param yok!..”
dedim “beni bırakır mısın!.. o da evine gidiyormuş
bırakabildiği yere kadar götürdü!.. Yığılca’ya yakındım
artık!.. susamıştım yeniden!.. önümde uzun yol yoktu ama
susuzluk dayanılır gibi değil!.. bir eve uğradım yolun
kenarında!.. adam karısıyla bir şeyler yapıyordu!.. su
istediğimde adam bana caniymişim gibi baktı!.. Neyse
suları soğuktu en azından!.. Yığılca’nın girişine doğru
küçük bir sanayi sitesi var!.. emmim de dükkanının
önünde çalışıyordu!.. tam önünden geçerken aramıza
otobüs girdi ve amcam arada espri yaptı aklınca; “laaan
bu kız mı yoksa oğlan mı?” otobüs geçtiğinde karşısında
dikiliyordum;”yok bilemedin amca” dedim “erkeğim!..”
Yığılca’daydım sonunda!.. Dayımı buldum hemen!..
- Nerdesin sen?
- Anlatırım!..
- Nereye gidiyon?
- Köprüye!..
Köprüye giderken insanlardan daha da tiksindim!..
Köprüde durup balıkları izledim!.. Bir kız çocuğu
(tahminim daha regl olmamış) yanıma yaklaştı (peşinde de
sürüsü) Hayatta böyle bir tepki beklemezdim yığılcadan!..8ölüykende
beklemezdim!)
- Abi!
- Efendim ağabeycim!
- Saçların gerçek mi; peruk mu?
- Gerçek!
- Dokunabilir miyim?
- Tabi!. -Eğildim!..-
- Çok güzel saçların var!
Ona ve kuzenleri olduğunu düşündüğüm 7 ila 8 çocuğa
(yolda çoğaldılar) bu iltifatın ve vermiş olduğu umut
duygusunun hatırına kola ısmarladım!.. dayımı tekrar
bulup karnımı doyurup su içtim!.. Akşam dayıma gördüğüm
tabelaları okudum!.. haritadan baktı!.. oun hesaplarına
göre yalnızca 14 km yürümüşüm akşama kadar; geri kalan
otostop!..
işte şimdi bu boktan romantik yazıyı yazarken o küçük
kız liseye gidiyor olsa gerek!.. “Çocukluğunu bu kadar
güzel sergileyen başka bir yaratık yok herhalde insandan
başka!?” dedirtti ya o gün bana!.. Onu çok yakınımda
hissediyorum!..
Kız çocuğu sahibi olabilme şansım adına!..
Yalana Övgü 3
Yalan diye tanımlanan olaylar bütünlük halinde
sistemleşirse gücü bir düzen kurmaya yeterli hale gelir.
İnsanların düzenli yaşamayı ne kadar sevdiklerini
bilmeyenimiz yoktur. İnsanlar kapılarını kilitler ve
bunun sayesinde kendi ihtiyaçlarını ve yaşamlarının
kilit altına alırlar.(bekaret kemeri ortaçağda gerçekten
kullanılmıştır.) Bu kilitleme olayı toplumun kendini
“güvence altına alma” adındaki ortak paydasıdır.
Yıllarca çalışmış ve biriktirmişlerdir. Bunun komşusu
tarafından çalınmasına izin vermeyeceklerdir.
Güven duygusu ancak yalanla desteklenir. İnsanlara yalan
söylemedikçe insanlar kendilerini güvende
hissetmeyecektir. Yani yalanın ne kadar işe yaradığını
size daha ayrıntılı anlatamam herhalde!.. Yalanı
kötüleyip aşağılamak hiçbir işe yaramayacaktır; düzen ve
güven için yalan gereklidir.
Duyduğum bir diyalogu aktarıyorum;
A: Kilide sokuyorlar bunu, soğutuyorlar sonra çat; çelik
kapı kırılıyor.
B: Hayatım!
C: (”B” nin hayatısı) Dur ya! Çelik kapıyı kırıyor
adamlar.
O zaman titanyum kapı al. Madem kendini güvende
hissettirecek.
Yalanla yazının ilişkisini önceki bölümlerde
anlatmıştım. Yalanların kalıcılığı için yazı kullanmak
gerekir. Sokrates ve eflatun (platon) bu sayede
yalanlarını günümüze kadar ulaştırmış ve insanlık
tarihinin önemli bir bölümünü etkilemişlerdir. Günümüzde
insanlar felsefe kitaplarını diğerlerine nazaran daha az
okurlar! Bu onların yalan olduklarını anladıklarından
değildir; her yerde bu kitaplarda okudukları kendilerine
dikte edildiğindendir.
Elimizde şu anlık 3 öğe var: Yazı - yalan - düzen!..
Bunları çaprazladığımızda ortaya insan olgusunu
oturtmamız gerekir. Hemen her kolun yalana değmesi ve
düzene gelen kolların daha çok kullanıldığın belli
edilmesi gerekir. Ayrıca yazının bir saklayıcı olarak
kendine gelen kolların yönünü belli etmesi gerekir.
Şemayı çizemeyeceğim; çünkü şema biraz karmaşık ve
hareketli olması gereken bir şema. Bunların hepsinin
uğruna çabaladığı bir öğe olmalı; işte burada ortaya
yasa çıkıyor. Yasalar oluşturulurken bu 3 öğenin en
baskın ve inanılır olanları seçiliyor ve sonuç olarak
yasa sizi koruyor. Yani yalana atılan o kadar bok olsa
da; yalan sizi koruyor. Böylece insan yazılarla
kanıtlanan, yalanlarla ikna olmuş, güveni artmış
mükemmel toplumlar kurabiliyor.
İncelememde kanunların çelişkilerini ortaya koymak
isterdim ama bize söylenen an güzel yalanlardan biridir;
“hukuk zor iş!” “Madem o kadar zor yalnızca “bilenleri”
ilgilendirir!..” diye cevap veremiyorsunuz. Hâkimin
karşısına çıkıp; “Evet öldürdüm ama suç olduğunu
bilmiyordum!” diyemiyorsunuz.
Yaşadığımız topraklarda müzik ve müzik kültürü üstüne
yaşadıklarımız ve bir kuşağı -tamamen olmasa da-
sarmalayan arabesk kültür bize unutulmaz hatıralar
bırakmıştır. Müziğin evrensel olduğunu yalanlar
nitelikte bir savaş söz konusudur. Size çocukluğunuzda
anlatılan zırvalar gençliğinizde yalanlanmıştır. Keza bu
kuşak Şener ŞEN ve Müjde AR’ın “Arabesk” adındaki
filmiyle büyük darbe almıştır ama türkler türkçe müzik
dinler yalanı ardında kalan bir izdir.
Gerçekte Rock olarak adlandırdığımız müzik tarzının
kindarlığı ve sinirliliği Arabeskte de vardır; ancak
arabeskte bireylere yöneliktir. (Müslüm GÜRSES’ in ve
Orhan GENCEBAY’ ın birkaç şarkısı hariç) Rock ve
Arabeskin çıkış ve palazlanma tarihlerinin birbirine
olan yakınlığından aslında aralarında bir bağ olduğunu
çözebiliriz.
Şimdi tekrar üçlemeye dönelim ve yanına müziği de
koyalım. Müziğe giden kolların sayısı azda olsa nu da
etken kabul etmek gerekir. Sonuç olarak müzik küçük bir
“hareket” yada küçük bir “dinle geçten” oluşan etkiler
bütünü değildir. Günümüzdeki POP müzik yerine arabeskin
yeniden dirilmesini istemeyenler yalanların evriminin
farkında değildir yalnızca. İşte yalan bu gün size
makinelerle yapılan mükemmel POP müziği sunmuştur. Söz
müzik: Serdar ORTBOK. Yalan bunların hepsinin ve
sevdiğiniz düzenin (yıkılmayacağına inanıyorsanız
seviyorsunuzdur) kurucusudur. Diğer etkenler ise onun
gücünü ve ortaya çıkmasını engellemek için vardır.
Dünyayı çağlara bölen genel bakış açısını kabul
etmiyorum!.. Bu yalan yetersizdir bence asıl ikna edici
yalan; ilkel dönem dahil toplumun ikiye ayrılmış olduğu
yalanıdır; yani insanlar var oluşlarından bu yana ikiye
ayrılırlar: 1 sınıflı toplum(roma, Çin, Hindistan gibi)
2 sınıfsız tolum (Türkler ve Avrupa Barbarları ve
Kızılderililer gibi). Yalanımı seçme hakkım olduğu
yalanına da inanarak incelememe devam ediyorum. Tarih bu
iki grubun birbiriyle çatışmasıyla doludur. Örnek olarak
çok başarılı insanlar olabilecek üniversite
öğrencilerinin yapısını oluşturduğu hippileri, Roma’ya
göç ederek ve saldırarak yıkılmasını sağlayan barbarları
ve şuan başımızın belası olan doğu batı kültürü
savaşlarını verebiliriz. Her zaman birileri daha barbar
birileri daha uygar olmuştur. “Yalanın gücü kimin eline
geçerse o daha uygar diğeri daha barbar olmuştur” olarak
tanımlayabiliriz bunu.
Gözünüzün önünde hala bir şey canlanmadı biliyorum.
Hatta “ne diyor bu mal” diyorsunuz ama bunları size
anlatmazsam yazımın kaynağı olan konu aklınızda hiç iz
bırakmayacaktı.
Yasaları sorgulayalım.
Kulağımda kulaklık, gürültülü bir şekilde Rammstein
dinliyorum. Minibüs durdu ve 2 emmi bindi. Minibüste 5
kişilik boş koltuk vardı. Kadınlar hem yanlarına bir
erkeğin oturmasını istemeyeceklerdendi hem de yan yana
da oturmamışlardı. Böylece minibüsteki oturulabilir
koltuk sayısı 3 e düştü. Sonra emmilerimden sakalını göz
çevresini açacak şekilde özenle kesmiş ancak kısaltmamış
olanı yanıma oturdu(bu sakal şeklinin ne anlama
geldiğini herkes bilir sanırım)
Diyaloga geçelim:
E: (kolumu dürtükleyerek ve Ak Partinin iktidarına olan
sonsuz güveniyle) Ne dinliyorsun evladım sen?
B: (kulaklığımı panik bir halde çıkardım; kendimi
toparlayıp konuşmam gerekti) Rammstein; Alman grup.
E: Anlıyor musun bari ne dediklerini?
B: Müzik evrenseldir amcacım.
E: Peki bu neyi anlatıyor? (o kadar küstah sordu ki az
sonra başına gelecekleri bilse ilk tepkimde susardı ama
Ak Parti iktidarda adam ne yapsın güvenmiş bir kere
gücüne, herkes ondan korkar sanıyor.)
B: Kin!
E: NEY?
B: Sinir ve Kin!
E: Neye sinirlenip neye kin duyarsınız anlamam!(bu
cümlenin ardından bir sürü salak ve saçma cümle
kuracağını bildiğim için araya girdim)
B: Müzik dinlememi kesip, dinlediğim müziğin sözlerini
anlayıp anlamadığımı soran dangalak amcalara mesela.
Emmi hiçbir şey söylemedi bunun ardından. Nutku
tutulmuştu ve hatta rengi açıldı. Toplumun büyük
çoğunluğu onun alaycı tavırlarının altında yatan aptalca
duyguları paylaşıyordu ama ben az önce ona ve onun gibi
düşünenlere “dangalak” demiştim. (Doğrusunu isterseniz
daha ağır sözler kullanırdım ama emmimle yumruk yumruğa
hayal ettim kendimi ve korktum) Kulaklıklarımı takıp
yolu izlemeye devam ettim. Rammstein’ın sonne şarksının
Hitler versiyonu çalıyordu.
Şimdi olayı daha önce sunduğum “5″ koşula göre
inceliyoruz.
1) Müzik evrenselse amcam niye bana anlam sordu değilse
onun dinlediği Arapça ilahiler niye dinleniyordu. Müzik
evrensel değildir aslında; bir sürü dangalak dinlediği
yabancı şarkıların Türkçe anlamlarına bakmakla ve
ezberlemekle neyin uğraşır.
2) Dinlediği müzik benim dinlediğim müzikten farklıysa
bu adam benim kurduğum ve koruduğum düzen için
zararlıdır.
3) Bu kadar sene her söylenenin Türkçesinin doğru
olduğunu sanan emmi; yalnızca kendini tatmin eden
yalanları anladığı mastürbasyonunu yapmıştır.(Bu cümle
açık olmadı biliyorum!.. Mastürbasyonla ilgili bir yazı
bulun ve okuyun!.. Ya da bekleyin ben yazarım yakında)
4) Bu emmi “dangalak” dedim diye dava açsa kazanır
(Halbuki Panter Emel’den öğrenmiştim ben taktiği!..
Adama eşek diyecektim ve ekolojist olduğum için işin
içinden sıyrılacaktım!.. Hoş gerçektende böle tiplere
eşek deyince eşeklere haksızlık ediyoruz!..) Ama ben o
benim müzik dinlememe karıştı diye dava açsam hâkim
suratıma tükürür belki de!.. (hoş kazanacak olsam da
açmam dava falan)
Şimdi aklınız da ne kaldı? |